|
Bu Site !,
Kaybolmaya
yüz tutmuş olan temel insanlık değerlerimizin, yeniden hakkı olan
değere kavuşması doğrultusunda bu değerlerin, arka kapakta ve
aşağıda ki alıntılarda görüldüğü üzere mahiyetlerini izah hususunda
yazılmış bulunan “Yaratılış Tekilliği ve
İşleyişteki Teknik” isimli Kitabın internet ortamında
okunmasını ve elde edilmesini sağlamak amacıyla yapılmıştır.
Not : Site kurulduktan sonra 360. sayfa dahil güncellenmiştir.
Ayrıca inanan
insanların kahir ekseriyetinin inancı,
‘Bir tanrının varlığının yanı sıra evrenin de şu
görünen hali ile var olduğu, tanrının sonsuz güç ve kuvvet sahibi
olması sebebiyle bu var olan evrende istediği gibi tasarruf ettiği’ şeklindedir. Bizim bakışımız hakikatin bu şekilde
olup olmadığını da ortaya koyacaktır.
Sayfa 8
Bir mirasyedi
olarak Allah’ın İsmini biliyoruz, kendisi için bizim tanrımızdır
diyoruz ama 'Tanrı' nedir, 'Tanrılık' nasıl bir
olgudur? Nasıl çalışır, bize olan nispeti nedir? gibi soruları içine
alması gereken bu olmazsa olmaz hakikatin izahı, İnsanlığı tatmin
bazında yeterli etkinliği elde edememiştir. Gerek İlahi Kitaplar’ın
gerekse Allah’ın Arif Kulları’nın bu hususta getirdikleri mesajlar,
her ne hikmetse yukarıda söylediğimiz gibi şer kesimlerin de katkısı
ile kitlelere gerektiği gibi mal-olmamıştır.
Sayfa 15
Artık
günümüzde bu gibi düşüncelerin sadece bir
'mistik
düşünce'
bağlamında sınırlı olmadığı Bilim sayesinde görülmektedir.
Sayfa 16
Fakat bu feno-maddi varlıklar dünyasında görüntüye takılıp kalan
kişi, gördüklerinin sınırlılığına hapis olup kalacağından, bu
değişken görünümlerin altında-ki her şeye işleyen, her şey kendinden
meydana gelen ve kendinde en ufak bir değişiklik olmayan bir mutlak
varlığı göremeyecektir. Sayfa 17
Bu arada bize bunları anlatan Aklın mahiyetinin ne olduğuna daha
fazla eğilecek, bu işte Kuralların önem derecesini ve Bilimin burada
ki rolünü görmeye çalışacak, bilmek olgusunun da, ancak hakikatlerin
farkına varılmasıyla mı vaki olabileceğini göreceğiz.
Sayfa 24
Peki bu ne demektir, bilim bunu doğruluyor mu? Evet bu foton veya
aknokta bombardımanı bilim tarafından doğrulanmaktadır. Bilimin
doğrulayamadığı şey bu bombardımanın sebebi ve dayanağıdır. Bu
bombardıman diğer yandan şu demektir.
Sayfa 27
Madde olmadan fiil, fiil olmadan idrak yoktur. Hareketin olmadığı
yerde manadan bahsetmek abestir. İdrak ise mana içindir.
Sayfa 29
Biz Evrene
baktığımızda hiç bir şeyin iki değişik anda kendini aynen muhafaza
ettiğini göremeyiz. Her şeye her yeni anın yaşlılığının ve
değişikliğinin sindiğini görürüz. Sayfa
30
Bu nedenle
evren ve içerdiği her şeyin, her an değişmekte oluşu bize feno-maddi
varlıkların her an, o anda ki haline göre yeniden yaratıldığını
göstermektedir. Yani evren anlık tecellilerle (Big Bang) sürekli
imal edilmektedir.
(Rum 11,
Rahman 29, Buruc 13, Ankebut 19)
Zaman ise bu imalatın sürekliliğinden kavram bazında ortaya
çıkmaktadır. Sayfa 34
Gerçi insan nasıl olup da, Evren-de ki tüm şeylerin katılık ve
sertlik formlarından çözünüp akıcı bir hal aldığını ve yokluğa
karıştığını veya bunun tam tersi, fenomensel varlıkların o algılanan
katı formlarına nasıl olup da yokluktan koşup geldiklerini bir türlü
anlayamaz.
<Bilimin parçacıklar dünyasında ulaştığı ve elde
ettiği bilgi seviyesi bunları anlatır hale geldi>
Sayfa 38
İnsanlar, bir
yandan varlıkta Allah’ın varlığından başka varlık bulunmadığını
söylerken, diğer yandan Allah’ın gizli olduğunu söylerler. Bunu
söyleyenler hiç düşünmezler mi? Varlıkta Allah’ın varlığından başka
varlık yok ise Allah nasıl gizlenebilir, nasıl olur da görünmez?
Sayfa 39
İşin şu yanını
da gözardı edemeyiz. Yaşanmış geçmişin biz-de oluşturduğu bilgi
birikimini kullanmak suretiyle yaptığımız, gelecek ile ilgili
tasavvurun fizik dünyayı etkileyip etkilemeyeceği bilinemez. Talep
niteliğine dönüşen tasavvurumuzun karşılık görüp görmeyeceği,
'şimdi'mizin bilinmezidir. Bu, şu demektir. Hiç kimse, yarının veya
on gün sonrasının ne getireceğini ve daha da önemlisi, hiç kimse
on-gün sonrasının gelip gelmeyeceğini şimdiden ispat edemez.
Sayfa 41
Anlaşılıyor ki
görünür varlıklar ile Allah’ın Mutlak Varlığı, aslında biri-birinden
kopuk iki ayrı şey değildir. Aslına perde-dir diye tabir ettiğimiz
feno-maddi varlıklar, Allah’ın, sıfatları vasıtasıyla dışa vuran
tezahürlerinden başka bir şey değildir. İnsan Evrene baktığında,
aslında Allah’ın Mutlak Varlığının o anda ki tezahürüne bakmaktadır.
Gerçi perde olması yüzünden görünür varlıklar, Allah’ın Mutlak
Varlığını gizlemektedir. Ancak şurası da bir gerçek ki aynı perde
bir tecelli bir tezahür olması bakımından Allah’ın kendisini
sunumundan ibarettir. Sayfa 43
Şu halde ışık
ancak var olan bir şeyi gösterebileceğinden, ışımaların gösterdiği
şeyin nefislerimize vaziyet eden ve bilgide olan suretlerimizle
taşınan şahsiyetlerimiz olduğu görülmektedir. Şimdi neden ışımaların
anlık ve ardışık yani geçici gölge olduğu ve maddenin temelinin
neden ışıma enerjisi olduğu ve bu teknik sayesinde ilerlemiş yeni
poz taşıyan ışımalarla hayatın nasıl olup da zaman kavramı içinde
algılarımızda yapılandırılabildiği şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.
Sayfa 46
Maddenin
aslının ışıma enerjisi olduğunun görülmesi, temel yapı taşının ışık
olduğunun anlaşılmasını sağladı. Böylece varlıkların katı formu
maddelerinin temelinin ışıma paketçiklerine dayandığı anlaşıldı. Bu
sayede bilim dünyası temel sabitimizin 'Işık Hızı' olduğunu
saptadı. Sayfa 53
Şu halde maddenin üretimi ve varlığının devamı, kuant boyutunda ve
kuant aralığında ki ışıma beslenmesi suretiyle yapıldığı kesin
olunca 'Allah her an yeni bir durumdadır yani tecellidedir'
anlamında ki ayet tecelli etmiş ve işleyişin hızı da sabitlenmiş
olur. Sayfa 64
Fenomen varlık, hangi halde ve pozisyonda olursa olsun
(yatarken-yürürken-ayakta-gülerken-konuşurken-sevişirken)
cevherde ki suret o pozisyonda olacağından, cevherden çıkan kuantlar
varlığı o şekilde gösterecektir.
(hadiste, “rasulüm oku sen atmadın, Allah attı.
Lakin bunu senin suretinde yaptı” ifadesi ile bu husus
anlatılmıştır.) Sayfa 74
Big bang ile
Karanokta veya Karadelik olgusunun biri-birinden bağımsız bir
şekilde incelenmekte olduğu hususudur. Gözlemler de münferit olarak
şu ya da bu yerde karadelik keşfedildiği gibi demeçler asla doğruluk
payı taşıyamazlar. Sayfa 77
Şu halde Evren'in veya maddi varlığın anahtarı, bilimsel tabiri ile
Big Bang/ların toplamındadır. Varlığın katı formu ve bu form
bağlamında ki hareketlilik Big Bang ışımalarının ilerlemeyi de
getiren ardışıklığı bağlamında olunca,
‘kuvvetler’
bu ardışık ışıma üretiminin safhalarından ayrı tutulamaz.
Sayfa 84
Yorumlardan ortaya çıkmış olan ve sıfır noktasında ki bir
aknokta'nın patlaması olarak tarif edilen
'Büyük
Patlama' için söylenebilecek şey, gerçekte böyle bir
patlamanın olmadığıdır. Çünkü yukarıda yeterince izah edildiği üzere
bu şekilde bir aknokta yoktur. Olmamıştır. Olamaz da.
Red-edemeyeceğimiz
'Büyük
Patlama' ise ışıma zerreciği aknoktalar bazlı ve evren
geneli için her yeni tecelli ışımasını ifade eden bir tariftir. Sayfa
91
Biz ardışık iki ışıma arasında ki kesintilere
(iki ışıma arası
karanlık) 'ÖLÜŞ', yeni harekete de
(takibeden ışıma)
'DİRİLİŞ' diyoruz. ‘Hayat’ bu ışık hızında ki ölüş ve
dirilişlerin yeniden yeniye misliyle tekrarından meydana
gelmektedir. Sayfa 92
İşleyiş kanunlarında ki disiplin ile düzene sokulmuş olan yaratılış,
'Hikmetler
veya Değerlerin' in manalarını izah ederken, bunların
birer sıfat olduğunu da gösterir. Her biri bir değer olan bu
sıfatlarla donanmış olan benliğimiz, yapısı itibarı ile yaratılışı
gören konumunda olacaktır. Sayfa 96
Yeri gelmişken insan ruhunun mahiyetini kısaca yeniden anlamaya
çalışalım. Ruh’un diğer ismi ‘Can’ olup, canlanmak anlamında dır.
Bilenler tarafından sıkça söylenen
‘Ruhumuz Allah’ın Ruhu'ndan ayrı değildir.
Birlikte ve bir bütündür. Veya nefsimiz Allah'ın nefsindendir’
gibi sözler insanlar tarafından pek anlaşılamaz. Daha doğrusu
insan kendini Allah ile bir türlü bütünleştiremez. Bu birlikteliğin
nasıl olduğunun içinden çıkamaz. Sayfa
97
Evet şimdi konu başlığının özüne doğru gidelim. Şahsiyet olmamız
yönünde nefsimizi yapılandıran Değerlerin dozaj olarak bizde
bulundukları kadarı, kendi yönünden suretimizin tasavvuruna zemin
hazırlamıştır. Maddi varlığımız ise değişik dozlarda ki bu
Değerlerin yapılandırdığı şahsımızı görebilmemiz için
yoğunlaştırılmış yani somutlaştırılmış halidir.
Sayfa 98
Şimdi çok önemli bir yere geldik. Odayı aydınlatan ışık Güneş'e geri
dönmez veya geriye bir şey yansıtmaz. Çünkü gölge ışımadır ve
ölümlüdür. İnsan Ruhu ise ‘Kaynak’ niteliğinde ve aslından kopuk
olmadığı için, onda meydana gelen görüş veya bilgilenme Kaynağa geri
döner. İnsan, benliği derecesinde Allah Sıfatları vasıtası ile
sıfatların asıl sahibine ayna olma konumuna girmiş olur.
Sayfa 99
İdrak olgusunun tetikleyicisi olan maddi boyutun gözlemi, sayı ve
ölçü ile bağlı olduğu ilk aşamasında manadan yoksundur
(ruhsuz)..
Bu nedenle algılarımızın, anlamlandırılmak için benliğimizi
oluşturan nefsimizde ki ‘Değer’lerin Mehenk taşlarına vurulması
gerekir. Mehenk taşına vurma işi Kuralların yardımı olmadan
yapılamaz. Sayfa 101
Bu nedenle, dikkat edilirse görülecektir ki her fenomen varlık,
maddesi yönünden ancak kendisinde deşifre olabilecek Değerlerin
hüküm ve kavramlarını gösterebilecek şekilde dizayn edilmiştir.
Sayfa 104
İnanç sahibi kesimler yaratılışa inanmakla birlikte yaratılışın
mahiyeti hakkında bilgi sahibi olmadıklarından genel kanı
‘madde yani
Evren kendiliğinden ve Allah’dan ayrı olarak var, fakat sonsuz
kudret ve kuvvet sahibi olan Allah bu Evren üzerinde dilediği
tasarrufu yapabileceği derecede hakimdir’ şeklindedir.
Çoğunluk inanç sahipleri üzerinde hakim olan böyle bir inanç elbette
ki son derece yanlıştır. Evrenin feno-maddi varlıklar dünyası oluşu
ve Bilimin, feno-maddi oluşun mahiyeti hakkında ki bulguları bu gibi
düşünceleri sonuçsuz bırakır. Sayfa 113
Bu durum şu hususu önemli hale getirmektedir. Geçmiş zamanlar da
anlaşılamayacağı ve insanlığı küfre düşüreceği korkusuyla ifade
edilemeyen şeyler, bu gün insanlar için alışılmış bilinen ve sıradan
bir konuma gelmiştir. Yani dün söylendiğinde insanları küfre
düşürecek bir çok şey, bu gün söylenmediğinde küfre düşürecek hale
gelmiştir. Nitekim öyle de olmaktadır.
Sayfa 115
Şu halde yaratılış-da ki teknik ve bu teknik-de ki bilinçli tecelli,
bize uzayın boşlukların-da ki yoğun madde kümeleşme/lerinin sebebini
de açıklamış olur. Sayfa 120
Bunun için, Allah ilk önce sayıya sığmaz sıfatlarını isimlendirdi.
Yaratılış bu sıfatların görülmesinden hayat bulduğu için, isimler
eşyanın da ismi oldu. Allah, İsimlerinin ne anlama geldiğini,
isimleri için tasarladığı suretlerinde
(fenomen varlıklar) görmeyi diledi.
Buna, kendini kendine göstermeyi diledi de denebilir.
Sayfa 122
İnsan Nefsinin istekleri olan hayâl ve dilekler
<'İnsan
Nefsi' Allah'ın Nefsinden olmakla> Hakk’ın nefsindendir.
Fakat bu husus entegre bir sistemin herhangi bir mafsalında olduğu
gibidir. Sayfa 124
Meselenin anlaşılabilmesi için örnek olarak kullandığımız Rahim
İsminde açıkladığımız üzere, Diğer bütün İsimlerin kuvvetleri kendi
hakikatlerini icra ederken aynı yolu kullanırlar. Çünkü bu
fenomensel varlıklar Dünyasında Allah’ı yaratılmışın yani maddenin
dışında görmek imkansızdır. Bu nedenle Maddi Dünyamızın
varlıklarının da bu İsimleri anlaşılır kılmaktan başka bir görevleri
yoktur. Sayfa 125
Başka bir anlatımla, Allah vücut sahibi olduğu için, kendi vücudunu
yani kendi aynını
(kendi
benzerini değil) daha doğrusu kendini görmeyi diledi. Bu
görüşü ile kendi sırlarını kendine açmayı arzuladı. Bunun için de
kendine ayna olabilecek ve kendi aynını görebileceği, ‘Ol Emri’ne
uyan fenomen varlıklar dünyası toplu âlemi yarattı.
Sayfa 128
Demek ki insanlar da Ruhsal fonksiyonlar olarak gördüklerimiz,
gerçekte Bilginin alınması işlenmesi ve depolanması ve tepki
verilmesinden başka bir şey değildir.
Sayfa 130
İnsan, Evren
veya full otomatik bir otomasyon sistemi ile çalışan fabrika bazında
ki işyerleri gibi komplike sistemler de organlardan merkeze geri
dönen bilgi hep bir sonra ki komut için gereklidir. Bu haberleşme
elektronik beyinlerin doğmasını sağlamış, İnsanlık büyük ölçüde
teknolojik gelişmeler kaydetmiştir. Komplike sistemler de işleyiş
sürekliliğini temin eden bu karşılıklı bilgi akışı, canlılarda
sinirler, makineler de elektrik taşıyan kablolar, Evren de ise
Ruhlar vasıtası ile yapılır. Sayfa 131
Her sistemin a- ardında ki irade b- bilgi toplama ve
değerleme merkezi c- organları arasında ki karşılıklı
haberleşme sürekliliği, sistemin yaşamasında ki dengenin şartı
olmaktadır. Canlı organizmasında
salgılar-enzimler-yağ-şeker-su vs miktarı nasıl
ayarlanmakta ise, aynı şekilde mekanik ve elektronik bir sistemde
yakıt-hava-basınç-güç vs ayarlanmakta evrenimiz de ise
madde-ısı-ışık-renk-katı-sıvı-gaz-gıda vs şeklinde ki
ayarlamalar, bilişim sonucu ihtiyaca göre yaratılmaktadır.
Sayfa 132
Bu yüzden
‘İnsanın Arşı’ Beynidir. Kısacası beynimiz vücudumuzun
işletme merkezidir. Aynen burada olduğu gibi, fenomen varlıklar
dünyasında İnsanın Gönlü, Allah’ın Arş’ı dır. Allah, bu yarattığı
Dünyada 'Kürsü'sünü insanın gönlü olan arşının üzerine kurmuştur.
Kainatı oradan sevk ve idare eder.
Sayfa 133
Ham maddesi de ‘Işık’tır. İnsan, Evrene bakarken aslında Allah'a
bakmaktadır. Daha doğrusu Allah’ın yaratılış için yaptığı
tecellilerin gösterdiği şeye bakmaktadır. Gerçi bu sırada İnsan
kendi dünyasındadır. Hem şahsiyettir hem de hükümrandır.
Sayfa 135
Elbette ki Kuvvet, fiil için imkan ister. Her İsmin de şahsı ile
özdeş bir kuvveti vardır. Fiil ise maddesiz yapılamaz. Demek ki
Allah’ın İsimleri için icraat alanı, fenomen varlıklar dünyası Evren
dir. Şu halde Kainatta görünen ve olan her şey, her iş ve fiil, bu
İsimlerin fiilleri olmakla bu İsimlerin sahibi Allah’ı gösterir. Bu
vasıflandırma, Allah’ın varlığı ile birdir
–veya
aynıdır-. Sayfa 137
İnsan, Allah
katında bakan gözde ki bebek gibidir. Görmek sıfatı ile nitelenmiş
olan mahluk 'İnsan'dır. Bundan dolayı ona 'İnsan' denildi. Çünkü
Allah, yarattıklarına insan ile baktı ve onlara rahmet etti. İnsan
‘ezel’ ile ‘ebed’i
<yaratan ile
yaratılanı>
birleştiren ayırıcı bir varlık oldu. Fenomen
varlıklar dünyası ‘İnsan’ ile tamam oldu.
Sayfa 140
Nasıl ki Hayat
Akla ait bir gerçekliktir. İlim de kendi nefsinde Hayattan ayrı bir
hakikattir. ‘İlim’, hakikatlerin anlamlarının ve bunların nasıl
açıklanacağının tekniğinin bilgisi, Hayat ise, vücut bulsun bulmasın
bu hakikatlerin yaşanmasıdır. Sayfa 154
Demek ki
görünür olmayan Hakikatin kuvveti ile, görünür olan varlığın şahsı
aynı şeydir. Sayfa 156
Şu halde
dikkat ediniz Allah’ın sıfatı olmalarından ötürü manalarda sayı ve
bölünme yoktur. Birleştirme ve ayırma da olmaz. ‘Sayı’, varlık
Dünyamızdadır. Maddi varlık çokluğundadır ve sadece Değerin manasını
her derece de tarif için bize gereklidir.
Sayfa 156
Allah,
yaratmayı yapan olmakla, yaratıkların işlerini de yapan durumunda
olur. Bu nedenle yarattığı varlığın hayatını, varlıkla birlikte
yaşayan O'dur. Sayfa 158
Hal böyle
olunca, Allah da nefsini bize, bizimle niteledi. Yani varlığımızın
kendi Nefsinden olduğunu söyledi. Biz, yaratılmış varlıklara bakmak
suretiyle O'nu gördüğümüz zaman kendi Nefsimizi görürüz. O, bizi
gördüğü vakit kendi Nefsini görür. Bakan ve Bakılan aynı varlıktan
olunca, Bakılan yerde görülen, Allah’dan ayrı değildir.
Sayfa 160
Nefsini,
benimsediği isimlerinin eserlerinde görmeyi arzu eden Allah, her bir
ismi için en uygun sureti tasavvur etti. Feno-maddi varlıklar
sahasında bize farkındalık veren şeyler bu kapsamda olunca Allah,
kendini madde ve madde ötesi sıfatları ile nitelemek suretiyle bize
bildirmiş oldu. Âlem’in, yokluğumuzla madde ötesi, varlığımızla
maddi olduğunu anlayabilelim diye Sayfa
168
Allah, tecelli
etmek suretiyle Cemal Sıfatının gereği olarak fenomen varlık
çokluğunda tezahür ettiğinde, Celal Sıfatını yani Nefsini bunlarla
perdelemiş olur. Aynı zamanda Nefsini yine bu tabiat cisimleri ile
nitelemiş olur. Bu husus, Sayfa 169
Bu gerçek
'Her nereye dönsen Allah’ı görürsün. Allah her anda yeni bir
tecellidedir.' Ayetleri ile bize anlatılmıştır.
Sayfa 171
Melekler gibi
aynı emre muhatap olan İblis, nefis yani benlik sahibi olduğu için
kibirlendi, kıskançlıktan emre itaat etmedi. Emre muhalefetten
kınandı. Kovulmasına neden olan ‘İnsan’ın düşmanı oldu.
Kibrin-husumetin-yalanın-kötülüğün-ihanetin-fitnenin temsilcisi
olarak arenaya inmiş oldu. Sayfa 177
Şu halde Din,
İnsanların uyup uymamakta serbest olmaları sebebiyle idrak etmeyi
temin eden Kuralların açmış olduğu yoldur
Sayfa 181
Her İsim,
kendi kişiliği yönünden yalnızca bir Hakikatin sabit olmasını
gerekli kılar. O da İsmin subjektif Kişiliğidir. Ta ki bu şekilde
diğer İsimlerden ayrılabilsin. Şu halde varlıkta her İsim kendi
hakikatinin fiilini işler. İyi iyiliğini, Kötü kötülüğünü, Güzel
güzelliğini, Sert sertliğini, Yumuşak yumuşaklığını, Sevgi
muhabbetini, Rahmet merhametini. Sayfa
185
Her varlık
nefsi itibarıyla farklı bir yapı içerince, suretleri de şahsiyetleri
itibarı ile nefislerini gösterdiğinden, dış görünüşler farklı olmuş
ve tecelli ışımalar da bu farklı yapıları görüntüye çıkarmıştır.
Sayfa 186
Eğer tüm
dillerin tüm incelikleri ve diyalektleri Allah'a yabancı olsaydı,
hatta bütün nebat ve hayvan cinsinin dillerini bilmeseydi, Allah,
onun vücudu ile zaten beliremezdi.
Sayfa 187
Bizim burada
dikkat etmemiz gereken husus şudur.
‘Biri-birlerinin dilinden anlamayan bunca insan, kapının
gıcırdayarak açılması sırasında nasıl oluyor da hepsi de aynı şeyi
idrak ediyorlar?’ İşte evrensellik budur.
Sayfa 190
Bu durumda
yokluğun karanlığından son derece korkan Benliğimi, Hakikati ile
muhafaza eden Allah’ın Mutlak Varlığından başka ne gibi bir güvencem
olabilir? Sayfa 191
Çünkü Âlemin
suretinden Allah’ın ayrılması asla mümkün değildir. Bu durumda Âlem
için Allah’ın tarifi ancak ‘Hakikat’ yönü ile olur.
Sayfa 192
Bu da, bizim
Allah ile gördüğümüz-duyduğumuz-dokunduğumuz gerçeğini ortaya
çıkarır. Şu halde ben, Allah’ın Ruhumu imal etmekle bana
kazandırdığı Benliğimin dileme hürriyeti içinde O’nunla bir bütünüm.
Fenomen varlığım ise zaten zihnimde üretilen bir hayâl olup gerçekte
yoktur. Sayfa 194
Allah’ın Rahim
genel isminin kuvvetinin neticesi olan Kaza ve Kader konusu, varlık
Dünyasında görünen şiddetinden dolayı anlaşılması en güç ve en
korkulan mesele olmuştur. Sayfa 195
Bu gözetimin
zorunlu sonucu Kaza ve Kader olarak ortaya çıkar. Bilgi iletişimi
-bilişim- meselenin temelini oluşturur.
Sayfa 195
Kaza ve
Kader’in işleyişi, bu sabitlenmiş program kaydını olduğu gibi
Evrenimize çıkarmaktır. Bu, aynen filme alınmış şeylerin sinemada
gösterilmesine veya bilgisayara yüklenmiş programın yazıcıdan
çıkartılmasına benzer. Sayfa 196
Hakim, aslında kim olursa olsun, hüküm verdiği olayda kendisini
mahkum kılmış olur. Kendisine verilen bilginin ve hüküm isteyenin
mahkumu olmuş olur. Çünkü Hakim, hüküm-de, kendisine verilen
bilgilerin ve belgelerin, delillerin ve hüküm isteyenin halinin
dışına çıkamaz.. Sayfa 201
Allah’ın varlıkta ki hükmünü belirli bir zamana bırakması, varlığın
Allah’a vermiş olduğu bilgi ile ilişkili olduğundan Kaza ilim ve
iradeye, yürütme ise Kader’e bağlıdır.
Sayfa 202
Büyük Patlama Teorisi, bu gün Bilim Dünyasını sürüklediği için bütün
yorumları ile beraber alınmakta ve Dindarlar tarafından yanlışlığına
veya doğruluğuna bakılmaksızın İlahi Mesajların açıklanmasında
dayanak yapılmaya çalışılmaktadır.
Sayfa 205
Hiç bir Maddi Bilim Dalı,
<normalleştirme yapılamayacağı için>
Hayatın derinliğini uygulamalı olarak çözemez. Bu nedenle insan
ruhunun derinliklerini tanımlamak Maddi Bilimlerin işi değildir.Sayfa
207
Şahsiyetimizi bize veren ne suretimizin bulunduğu mutlak varlık ne
de bunu bize gösteren ışımalar bize ait değilken, şahsiyetimiz
bunlar tarafından verilmektedir. İşte bir-de çokluk denen yaratılış
mahiyeti itibarı ile budur. Sayfa 208
Her şeyin aslı olan veya her şeyi varlığı ile kaplayan bu Tekillik,
kendi bütünlüğü içinde, kendi tabi varlığı yönünden zamansal nizamı
doğuran şeylerin
(yaratma)
olmadığı yerdir. Bu yüzden bu Mutlak Tekillik için önce ve sonra
gibi terimlerin kullanılması mümkün değildir.
Sayfa 208
Bu durumda evrenimiz-de yapılan her deney ve gözlem, bir aknoktanın
patlaması ile bu aknoktadan genleşerek meydana gelen Evren
düşüncesine uymayan neticeler verecektir. Nitekim hep bu olmaktadır.
Sayfa 209
Biz maddi imkanlarımızla ışık zerresinin ardına geçemeyeceğimiz,
maddi imkan olmadan da görüş olmadığından orası yokluğumuz
olmaktadır. Zaten bilim burada hiç bir şey görememektedir. Sayfa
211
İşin manası için Din Temsilcilerine, maddi yönü için Bilim
Temsilcilerine bakan İnsanlar, bunlar arasında ki inkâr derecesine
varan karşıtlık yüzünden şaşkınlık ve tereddüt içindedir
Sayfa 212
Hakikat, fiil ve iş için mekan ister. İlim ise seviye veya mertebe
arar. Mekan, fiilinde seviye ve mertebe için İlim’e dayanır. Bu
sebeple Allah, bizim için bu iki yüceliğin arasını birleştirdi. Fiil
ile mekan yüceliği, İlim ile mertebe yüceliği ikisi birlikte oldu
Sayfa 216
Bu yüzden yüce
yaratıcı Allah’ı tanımaya çalışırken, O’nu zıtların arasında
birleştirmek ve O’nun üzerine yine O’nunla hükmetmekle bu mümkün
olur. Çünkü zıtlar, fenomen varlıklar çokluğunda zıtlaşırlar.
Allah’da birleşip O’nda kaybolurlar.
Sayfa 218
Dikkat ediniz, Maddi Bilim ile Tasavvuf'un dilleri her ne kadar
değişik ise de söyledikleri şey aynıdır. Fakat tarafların
biri-birlerini anlamak yerine inatla Dindarlar gizli tarafın ‘hayır’
olumsuz söyleminin darlığı içinde, bilim temsilcileri de maddi
tarafın ‘hayır’ olumsuz lafzının darlığı içinde sıkışıp
kalmışlardır Sayfa 219
Yani o yüceler yücesi Zat, Nefsini lâtif (soyut) kılıp ‘Hak’ dedi.
Yoğun somut mahluk kılıp ‘Halk’ dedi. 219
Bu husus bütün diğer Değerler yönünden bu şekilde çalışır. Toplum
yöneticisine bakıp kendini görsün. Hiç kimse
‘Biz bunlara
müstehakmıyız?’ gibi sözlerle başka taraflarda hata
aramasın. Yönetici, toplumun kendisini düzeltmesi için en iyi bir
aynadır. Sayfa 220
Bütün bunlardan anlıyoruz ki, bir Hakikatin manası o Hakikatin
fenomen varlığının gıdası durumundadır. Mana, her hangi bir şeye
işleyen su gibi varlığın hacmini artırır. Bu durumda Allah, halkın
gözü-kulağı-eli-ayağı bütün kuvvetleri
durumuna gelir. Sayfa 220
Şurası kesindir ki Allah bize bizimle hükmeder. İnsanların farklı
seviyeler de oluşları bu sebepledir. Allah’ın cahili olanlar,
arzularına uygun olmayan şeylerden dolayı Allah’a,
‘niçin bize
şöyle veya böyle yaptın’ derler. Allah da onlara, mana
âleminde kayıtlanmış ‘Sabite’lerinin isteklerini gösterir. Demek ki
Allah’a bahane ettiğimiz şeyleri, Allah’ın bize kendi talebimiz
doğrultusunda takdir ettiği ortaya çıkar. Çünkü Allah bizi, ezeli
bilgi de ki durumumuzla bildi. Öyleyse Allah’ın İradesi, işin icabı
ne ise onu gerekli kıldı. Bu da bizim kaderimiz oldu..
Sayfa 221
Gerçekte ise bunu Allah dilemedi. Bütün halka da hidayet etmedi.
Etmez de. Ayette ki
‘eğer
dilerse’ sözü şarta bağlıdır ve kudretin ifadesidir. Hiç
diler mi? Dilemez. Dilerse Sayfa 222
Böyle olmayıp da benim varlığım sabit olacak olsa, nefsim ve maddi
varlığımla birlikte bağımsız biri olacağımdan ‘Bütünlük’ şüphesiz ki
benim için olur. Yok eğer Allah hakim ise, Allah için benim
benliğime vücut vermekten başka yol yoktur. Şu halde
Sayfa 223
Küll olması sebebi ile Allah, nasıl ki görünen suretlerin yani
formların ötesinde ve bu suretlerin kendisinden meydana geldiği
dayanağıdır. Aynı zamanda tüm formların iç derinliklerinde ki
Ruhlarının da özüdür. Sayfa 228
Algılama sırasında mahluk, Nefsini
–kişiliğini-
oluşturan değerlerden kuvvetli olanına itibar edeceğinden, Kulun
kabul ve teveccühü o yönde olacaktır. İşte bu husus, Kulun kendi
nefsini tanrı edinmesinin aynıdır.
Sayfa 228
Bu nedenle mahluk meydana gelmeden, Allah tanınamaz. Demek ki tüm
mahlukat, Tanrılığın sırrıdır. Eğer mahlukat yok olsa idi,
‘Tanrılık’
elbette boş ve batıl olurdu. Sayfa 229
Nazarımızda Allah’ı örtüp gizleyen şey, kendi Benliğimizdir. Diğer
yandan ise Allah yine Benliğimiz vasıtası ile bilinir. Benliğimiz de
ancak Allah ile var olabilir. Demek ki nefsini bilen, Rabb’ini de
bilmiş oldu. Sayfa 231
Bu gibi çeşitli İsimlerle bilinen 'Zat' bir olunca, Zat’a delil
olmaları yönünden Aziz kılan İsmi, Hakir eden İsminin kendisidir.
Fakat varlık sahasında ki çalışmaları sırasında ‘Aziz kılan’ İsmi
kendi nefsi ve hakikati yönünden ‘Hakir eden’ değildir. Çünkü
anlayışta ve işleyişte bu İsimlerden her birinin kendine has kuvveti
vardır. Sayfa 233
Kuralların, insanların farklı değerlere sahip kişilikler olmasından
dolayı konmak zorunda olduğuna dikkat ediniz. Çünkü kişilikler bu
şekilde ortaya çıkabilir. Kuralsız bir toplum hayatı mümkün
olamayacağından, Topluluk halinde yaşayan İnsanlar da aynı yolu
izlemek suretiyle hayatlarını kolaylaştırmak ve aralarında adaleti
tesis etmek için ‘Yasa’ adı altında kurallar koyarlar.
Sayfa 234
Demek ki ‘Din’ İnsanın ne cinsten olduğunun ortaya çıkması için,
onun hoşuna giden ve gitmeyen şeylerin karşılığı oldu. Böyle olunca
da Kul, kendi karakterini ve konumunu açığa vurmuş oldu.
Sayfa 236
Bu hususu biraz daha somutlaştıralım. Kulun muhatabı doğrudan
doğruya Allah’dır. Kulun her işinde, davranışında, ticaretinde,
kavgasında bu böyledir. Maddi âlem de ki canlı cansız her şey ise,
bir diğerine karşı kullanılmak için Allah’ın eli ve aracı konumunda
dır. Sayfa 236
Din, Kur’an da ‘marifet’ olarak bildirilmiştir. Marifet ise bilmek
ve tanımaktır. Din aynı zamanda ‘itaat’ demektir. İtaat ise Kulun
teslimiyetidir ki, bu rıza ile olur. Rıza ise, hakkını vermektir. Bu
da bilmekle olur. Sayfa 238
İlahi İsimleri de Allah’ın eserleri ispat etti. O eserler bizleriz.
Demek ki Allah'ın eserleri mahluklarıdır. Allah’ın nefsine aykırı
bir iş olamayacağından, Allah, eserleri ile ‘İlah’ adını aldı. Bize
de eserlerimizde iyi veya kötü dendi. Yani Allah’ın, layığımız
olmasından dolayı bizim için bizim şahsımızda bizim elimizle
işlediği işler de, iyi ve kötü de ki ölçüyü Din koydu. Şu halde biz,
Din’i yerine getirmek/liğimiz ve Allah’ın bizim için koyduğu
hükümlere uymak/lığımız nedeni ile, Allah bizi kendi nefsi
derecesine indirdi. Biz Allah’ın nefsinin şekillendirdiği İlahi
İradeye uygun olduk. Sayfa 238
Bu emir türü Allah tarafından teklifi, Kul yönünden ise iradidir.
Yani Allah’ın uyulmasını istemekle birlikte, uyulup uyulmamasın da
ki iradeyi İnsanın kendisine bıraktığı emirdir.
Sayfa 242
Eğer İnsan, Allah’ın yaratmada ki iradesinin, kendi nefsinin Allah’a
verdiği bilgiye bağlı olduğunun bilincinde olsaydı, teklifi emirlere
karşı koymayı aklının ucundan bile geçirmeye çekinirdi.
Sayfa 242
Halbuki ‘madde’, feno-maddi varlık olmakla yoğunlaşmış enerji olduğu
için ham maddesinin ışık olduğunu bize ‘Bilim’ söyler. Şu halde
maddenin etkileneceği ilk temel şey ‘ışığın’ dayandığı yasalar
olması gerekeceğinden, ışıma kanunları ile maddeye biçilen
kanunlar asla uyumsuzluk gösteremez.
Sayfa 244
Demek ki ışık hızında doğan, ışık hızında yol alıp, ışık hızında
ölen ‘ışımalar’, Dünyanın fiziğini feno-maddi bir şekilde
yapılandırmaktadır. Tabiatın işleyişine ve günlük hayatımıza
baktığımızda bunu kolaylıkla görürüz. Eğer maddemizi yapılandıran
şey ardışık akan ışımalar olmasaydı, bu an be an ilerleyen yaşlanma
olmazdı. Sayfa 245
Tek farkla ki, sinemada perde üzerine yansıyan görüntüler perde
dışından gelir. Cevher de ise görüntü spin vasıtası ile cevherimizin
kendinden çıkar. Başka türlü canlı ve hissiyat sahibi olmamız mümkün
değildir. İşte bu, canın parmağımıza hangi yönden geldiğinin
cevabıdır. Sayfa 246
Tecelli ışımalarının ardışıklığı sürecinde, proton sıkışmasının
öncesinde ‘ışımalar’ elektronlar halindedir ve protona doğru
akmaktadırlar. Protonlardan bir adım sonrası nötronlar olup ölmekte
olan ışıma, olay ufkundan ölümüne kadar değişik safhalarda
algılanır. Demek ki kabaca bizim aknokta-elektron-kuark-proton-nötron-karanokta
dediğimiz şeylerin hepsi de bir ışıma zerresinin doğumu ile ölümü
arasında çeşitli safhalarda vermiş olduğu görüntüden başka bir şey
değildir Sayfa 246
Bu durumda Evren, ışığın imalatı olmakla ışığın tabi olduğu
yasalardan bir ayrıcalığı yoktur ve kendi doğum ölüm ardışıklığı
üzerindedir. Yaratılışın tekniğini düşündüğümüz de, demek ki Evren
devamlı bir şekilde ışık hızında doğmakta ve ölmektedir.
Sayfa 247
Tecelliler bu şeylerin şahsında yapıldığından, gölge ışıma
yaratıkların formlarında gizemli suretiyle yayılırken, idrak, ‘Nur’
ismiyle geldi ve İnsanda ki aydınlanmayı
–bilgilenme-
tarif etti. Sayfa 251
Bu durumda bizim âlemden bildiğimiz şey, ancak gölge hakkında ki
bilgimiz kadardır. Yani Ahmet’i görmeden sadece gölgesini gören
biri, Ahmet hakkında ne kadar bilgi sahibi olabilirse, bizim de
fenomen varlıklar dünyası Evrene bakmakla Allah hakkında ki bilgimiz
bunun gibidir. Bu gölgenin, sahibini bilmediği ölçüde Allah’ı da
bilemeyeceği bellidir. Sayfa 252
'Sonra biz Güneş'i de gölgeye delil kıldık' ayetiyle Allah,
Nur ismine dikkatimizi çekmek suretiyle tecelli ışımasını
açıklamıştır. Çünkü bütün duyular buna tanıklık eder. Nur olmasaydı
yani ışıma olmasaydı, gölgenin de bir varlığı olmazdı. 'Daha
sonra biz onu kolaylıkla kendimize çektik' ayetiyle de, yaratma
işleminde kullandığı tecelli tekniğini açıklamıştır.
Sayfa 253
Nasıl ki İhlas Suresin de, ‘Ya Muhammed sen de ki 'Allah
eşsizdir' Yani aynı ve zatı yönünden benzeri olmayan ‘Tanrı’dır.
Bizim O’na dayanmamız yönünden ise, Allah kendisine muhtaç olduğumuz
sığınağımızdır. Kendi hüviyeti ve bizim benliğimiz itibarı ile
doğmadı ve doğurmadı. Hiç bir şey O’na, eş-denk-muadil olmadı
buyrulmuştur. İşte bu, Allah’ın belirmesidir. Şu halde Allah kendi
zatını 'Eşsiz Allah' sözü ile tek kıldı. Sayfa
255
Demek ki Allah, kendi varlığında her ne kadar sonsuz ve boyutsuz
olması itibarı ile bir hız limitine tabi değilse de, Evrenimizi imal
etmesi sırasında temel yapı taşının ışıma olması sebebiyle yaratma
fiili ışık hızına yavaşlamıştır. Sayfa
262
Bu durumda mana âleminde var olan belli bir yetenekte ki suret için
gerekli olan şey, ona görünür olması yönünde tecelli edilmesidir.
Tecelli Allah’ın yaratmaya yönelik iradesi demek olan ‘Ol Emri’dir.
Burada emreden de, emrin gereğini yerine getiren de Allah’dan başka
değildir. Sayfa 263
Allah nefsini ‘nefes’ ile vasıflandırdı. Yaratılışı yapan
tecellilerini nefese benzetti. Nefes, içteki sıkıntıyı boşaltmak
anlamına gelir. İnsanlar da bunu konuşarak ve çalışarak yaparlar.
Konuşma sesi bizden nefesle çıkar. Gönül, iç ile dış
<mana ile madde>
arasında ayırıcı bir bölge olarak kabul edilir.
Sayfa 264
Allah’ın İsimleri, delili oldukları şeylerin aynı olunca
hakikatlerinin kendilerine vermiş olduğu şeyi ararlar. Bu şey ise
ismin gerektirdiği fiildir. Her isim fiilini feno-maddi varlığın
şahsında işleyebilecektir. İş böyle olunca, Allah’ın tanrılık sıfatı
Kul arar. Tanrı’lık da, terbiye edilecek mahluk ister. Aksi halde bu
sıfatlar için belirme imkânı ve anlamı kalmaz
Sayfa 264
Tanrılık da, Allah’ın yarattığı varlıkları vasıtası ile belirmesi
nedeniyle yaratıklara nispetle ortaya çıkmış olur.
Sayfa 265
Çünkü tanrılık olgusu, Allah’ın İnsana vermediği bir niteliği
yönünden İnsan üzerinde meydana gelemez.
Sayfa 266
‘Tecelli’, Hakk’ın, varlıkta varlığın kendisi olarak belirmesinin
tekniği olunca, Allah tecelli esnasında değişik haller de bulunur.
Çünkü kendisine tecelli olunan varlık her anda yeni bir hareketin
içinde olup bu hareketin safhalarının hali üzeredir.
Sayfa 266
Nasıl ki biz kimyada bileşikler elde ederken, bileşiğe giren aynı
maddelerin oranlarında değişiklik yaptıkça elde edilen bileşiğin
yapısı ve karakteri değişir. Burada olduğu gibi, Allah’ın
İsimlerinin kuvvetlerinin nefislerde ki farklı katılımları, farklı
kişilikleri doğuracak, dolayısıyla bu durum farklı görünüşlerin ve
davranışların sebebi olacaktır. Sayfa
268
İnsan mizacı oluştuktan sonra karakter değişikliğine uğraması ve
davranış değişikliği göstermesi mümkün değilken, mizaçlar da müspet
ve menfi yönde yumuşama ve sertleşme gözlemlenebilir. Bu hususun
ortaya çıkmasında benliklerimizin Akılla olan ilişkisi doğrudan rol
oynar. Sayfa 269
Bu nedenle reenkarnasyoncuların iddiaları hakikatten tamamen
uzaktır. Bir kısım İnsanlara söyletilen
‘Ben geçmiş
hayatımda şuydum buydum’ gibi söylemler tamamen düzmece
olup hakikatin red edeceği bu gibi şeyler asla olamaz.
Sayfa 269
Demek ki Kalb ve göz Allah’da, kendi inanışının suretinden başka bir
şey göremediği için inanılan hak, kalbe sığan haktır. Tecelli eden
hakkı da o kalb bilir. Görülüyor ki gören göz, bakan kişinin
imajında ki haktan başkasını göremez. Halbuki inanışların çeşitli
olduğu zaten açıktır. Sayfa 270
Halbuki diğer İnsanlarda da başka başka Değerler onların
kişiliklerinin hakimidir. Herkesin tanrısı kendi benliğinin
temsilcisi olunca herkesin tanrısı ayrıdır. Şu halde Kulun kalbine
sığan ancak kendi tanrısıdır. Allah değildir. Allah’ın ‘Ben
hiçbir yere sığmadım ancak kulumun kalbine sığdım’ anlamında ki
ayeti bir tarif mahiyetinde olup yaratılışın dayanağı olan bu
gerçeği açıklamak içindir. Sayfa 271
Yani bu husus, aklın şifre çözücü mahiyetinin, her benlikte benliğin
yapısına göre hizmet verebildiği hususudur. Bundan dolayıdır ki
‘aynı şeye
bakan yüz kişi yüz değişik şey görür’ denmiştir. Bu
nedenle Akıl, çalışırken dayandığı kurallar hakkında ne denli
bilgisi olursa, o derecede sağlıklı çalışacaktır. Yani nefsin
baskısından daha az etkilenecek ve daha gerçekçi olacaktır.
Sayfa 273
İnsanlar inanç farklılığından dolayı biri-birlerine inkâr, lânet ve
küfür isnat ederler. Halbuki bu küfürlerinin bir dayanağı yoktur.
Çünkü birinin inandığı ilah için, diğerinin inandığı ilah hakkında
bir hüküm yoktur. Ancak her inanç sahibi kendi iman ettiği ilahı ve
onun hakkında inandığı şeyleri müdafaa ile, ona yardım eder.
İnandığı ilahı ise kendisine yardım etmez. İnandığı ilah, kendisine
yardım edemediğine göre inanmadığı ilah’a ve taraftarına zaten bir
şey yapamaz. Aksi de böyledir. Sayfa
274
Gerçi Kainatta hiç
bir varlık yoktur ki, Hakk’ın hüviyetinden bağımsız olarak
vücut bulsun. Her bir surette, bilen-anlayan-tasdik eden Hak’dır.
Başka suretlerde de, bilmeyen-anlamayan-tasdik etmeyen yine O'dur.
Sayfa 275
Allah, âlemin her nefeste yok olup tazelendiğini en güzel şekilde
bildirmiş ve çoğu İnsanlar hakkında,
'Onlar her an-da ki yeni yaratılıştan şüphededirler'
buyurmakla onların, varlık âleminin her nefeste yenilendiğini
bilmediklerini açıklamıştır. Sayfa 275
Alem de ise Kulu sürükleyen kendi benliği olduğu için Kulun rabb'i
de kendi benliğidir. Bu nedenle her Kul kendi Rabb’inin doğru yolu
üzerindedir. Yani nefsinin kendisini sürüklediği yol üzerindedir. Şu
halde tasarım kulun nefsinin layığı dışında olmadı. Sayfa
284
Şu halde tam da kendi nefsiyle hareket eden bir şey yoktur. Mahlukat
ancak ve ancak nefsinden başka bir tesir olan yaratma ile hareket
eder. (Feno-maddi yaratılışımızı yapan tecelli
ışımalarının bizi boyutların içinde sürüklediği şeylerden
kaçınamadığımızı hatırlayın)
Sayfa 285
Tek varlığımız nefsimiz olduğu ve nefsimizin de şahsiyetimiz olması
sebebiyle, her şey nefsimiz de başlayıp bitmektedir. Nefsimiz de
Allah’ın nefsinden olmakla, Allah, mahlukları mahlukun rabbi
(nefsi) vasıtası ile alnından
yakalamıştır. Maddi dünyada mahluku sürükleyecek olan şey, onun
nefsine hoş gelen veya ona korku veren şey olacağından, hareket eden
her canlı benliğinde bulunan değerlerin hüküm ve gereğine uygun
olarak hareket eder. O da, onun doğru yolu olur. Bu yol ‘sırat’
adını alır. Çünkü ‘sırat’ üzerinde yürünen ‘yol’ dur. Bu durumda
sırat kulun nefsi, yol ise kulun nefsinin doğrusudur. Sayfa
286
Hayatın akli olup duyularda yaşandığını hatırlayın. Değerlerden her
biri -her
isimin hakikati- bir rabb gibi nefsinde katılım yaptığı
canlıları, ifade ettiği mana kuvvetiyle başlarından yakalamıştır. Bu
nedenle mahluk, nefsinin ruhunda yarattığı fırtına sebebiyle o mana
kuvvetinin esiri olur. Fenomen dünya da görüntüye çıkan şey de bu
fırtınadan etkilenen fiillerdir. Yani Allah yaratmayı mahluk için
mahluka göre yaparken yaratılan şey kulun bu meyli ve bu meylin
karşılığıdır. Çünkü mahluk nefsi itibarı ile sevk edildiği mahalle
yaraşmaktadır. Bu nefis fırtınası mahlukun istek ve hevesinin
aynıdır. Bu yüzden talep edilen şey ne ise yaratılan da o olur.
Sayfa 287
Allah’ın haber verdiği şey de gizlilik yoktur. Bu durumda Allah’ın
hüviyeti, Kulun organının aynı olmaktan üstün bir yakınlık yoktur.
Buradan anlaşılıyor ki, Fenomen varlıklar dünyası Akli bir Kavram,
Allah ise, görülenin ve hissedilenin ta kendisidir. Çünkü halk
sonradan olmadır ve yok olarak kaybolur. Bundan dolayı Akli’dir.
Allah ise daima var olup bunları terennüm edendir.
Sayfa 288
Bu durumda Allah’ı, Allah’dan Hak gözü ile görenler O’nu
bilenlerdir. Hak gözü ile görmeyip nefsinin gözü ile ahrette görmeyi
bekleyenler ise cahillerdir. Çünkü hiç kimse Allah’ı karşısında
göremez. Allah ancak tecelli ettiği yaratığın şahsında görülür. Bu
husus ahrette de böyledir. Yaratılışın şekli, yaratılanın
nitelikleri ve işleyiş kanunları değişse bile, bu değişime göre yeni
yaratma yapılması gerekecektir. Başka türlü varlık ve görüş yoktur.
Sayfa 295
Kemâl sahibi Kul, bu hakikati bilmekle beraber namaz da Kâbe’ye
dönmeyi gerekli sayar. Namazında Allah’ın kıblesinde olduğunu bilir,
fakat Allah yalnız buradadır demez. Allah’ın varlığını yalnız bir
yöne bağlamaz. Çünkü Allah her yer de ve her taraftadır. Ancak
bizler, Din Büyüğü Kâbe’ye döndüğü için edebe riayet ve bu duruşa
saygımızdan dolayı Kâbe’ye döneriz.
Sayfa 296
(Din’in
mahiyetinin üzerinde bıkkınlık verecek kadar duruşum sizleri
sıkmasın, bu hususun biraz detaylı anlatılması gerektiği kanataini
taşıyorum. Çünkü hakikatler Din üzerinden anlaşılmasına karşın yine
Din üzerinden inkar edilmektedir.)
Sayfa 299
Bu ayetlerden anlaşılmaktadır ki, henüz maddi yaratılışları ile
varlık âlemine gelmeden önce mümin olanlar, Dünya'ya geldikleri
zaman da iman ile görünürler. Allah bunu, varlık daha yaratılmadığı
halde yoklukta iken varlığın hangi hali ile sabit olduğunu, varlığın
nefsinin verdiği bilgi ile bilir. Bundan dolayı da 'O, doğru yolu
kabul edenleri en iyi bilendir' buyrulmuştur. Ve Allah ilave
ile 'Benim katımda hüküm değişmez' buyurdu.
Sayfa 301
Daha açık bir şekilde ifade edersek, mana âlem de maddi varlık
bulunmadığından kuvvet ve zor kullanmak yoktur. Yani varlıklar feno-maddi
yaratılışla ilişkilenmedikleri sürece varlıklarının farkında
değildirler. Bu nedenle zor ve cebir kullanılacak kimse yoktur.
Sayfa 302
Allah, her şeye yaratılışının hakkını verdi. Yani yönetimi
yönetebilecek kimseye, liderliği lider olabilecek kimseye verdi. Ta
ki yönetilenin seviyesi o yönetim ile ortaya çıksın ve herkes hak
ettiğine kavuşsun. Çünkü ‘nasılsanız, öyle yönetilirsiniz’
hitabında buyrulduğu gibi arzı talep doğurur.
Sayfa 305
Hiç kimse başına gelenler yüzünden buna sebep olan şeye değil,
sebebi bu iş için kullanarak herkese layığını veren Allah’a dönsün.
Sayfa 306
Artık kurtulmak mümkün olmayan dağılma süreci ve sona yöneliş
başlamış olur. Çünkü ferdi cehaletinin yıkması gibi, mülkü de yıkan
zulüm ve haksızlıktır. Sonsuz devlet, halkı incitmeyen adaletle
kazanılır. Memleket adaletle yaşar. Hiç bir Ferd haksızlıkla bir
yere varamadığı gibi, hiç bir Devlet de zayıfların mülkünü zaptetmek
ve onların hakkını yemekle hayatta kalamadı.
Sayfa 307
İşte ‘Velilik’ böyle geneldir. Bilginin sonu olmadığı için de
Kıyamete kadar önü açıktır. Nebilik ve peygamberlik işi ise, velilik
ortamında özel makam ve rütbeler sadedindedir. Benzetme yaparsak,
askerlik ocağı velilik ise generallik bu ocak içinde
peygamberliktir. Şu halde generaller eğitimin kurallarını koydular
tüzükleri hazırladılar, görevleri tamamlandı.
Sayfa 312
Bundan maksat şudur, Nebi veya Rasulün kurallar şeklinde getirdiği
‘Din’, özel fiil ve davranışlardan yapmayı yada kaçınmayı emreder.
Genel bilgiye nazaran kısıtlanmış bu işlerin yeri Dünyadır. Halbuki
Dünya geçicidir. İlim ise Dinin yapmayı yada kaçınmayı emrettiği
davranışların hakikatinin ne ve neden olduğudur. Bu yüzden velilik
böyle değildir. Eğer geçici olsaydı hakikati ile sona ererdi.
Sayfa 313
Anlaşıldığına göre velilik, ahrette de devam eden bir mertebedir.
Halbuki ahret öyle bir yerdir ki, orada din yoktur. Cennet ve
cehennemde artık hiç kimseden din kurallarıyla teklif yoktur. Bu
sözlerden sonra değerli okuyucu, 'Aklın' Din Kurallarına neden
dayanması gerektiğini daha iyi anlamıştır.
Sayfa 313
Ruh’un özelliği, ne ile ilgilenir ne ile temas kurarsa, onu diri
kılmak ve onda hayatın yayılmasına sebep olmak olduğu görülür.
‘Ruh’un ilgilenip temas kurması’ sözü ile ifade ettiğimiz şey
Allah’ın eşya ile ilgilenmesi yani yaratılış iradesidir. Bu ilgi
nefsimize yöneldiğinde, nefsimizin kişiliği derecesinde ki suretinin
ve imkanlarının yapılandırılması olduğunu anlıyoruz.
Sayfa 315
<Aslında
bildiğiniz üzere üflemeyi yapan Cebrail'in şahsında bizzatihi
Allah'dır. Fakat burada ki konumuz bu değildir. Hakikatlerin
nispetleşmesi üzerine konuşuyoruz. İşleyiş, anlayış için sebepler
üzerine kurulmuştur. Tırnak içinde ki bu son iki cümleyi, aklıma
Hırıstiyan Dünyası geldiği için söyledim.> Evet. Nasıl ki
peygamber de, Allah’ın kelâmını İnsanlara nakleder. Bu da Kul
tarafından, Allah adına ve O’nun emri ile söz söylemekle
yapılmıştır. İşte bunun gibi ‘Meryem Hakikati’ de 'Allah'ın,
Meryem'e gönderdiği kelimesi ve O'ndan bir Ruhtur.' Ayetiyle
açıklanmıştır. Sayfa 316
Cebir, fiili olduğu için 'Ölüyü diriltir' ayeti indirildi.
Ruhi yönünden ise 'o balçığa üfle Allah'ın izni ile kuş olur'
buyruldu. Burada Hz. İsa’nın çamurdan yaptığı suret kuş sureti
olduğu için ‘kuş olur’ buyrulmuştur. İsa’nın çamurdan yaptığı suret
başka bir hayvan sureti olsaydı, o olur buyrulurdu. Sayfa
317
Yine nispetler itibarı ile işleyişe dönersek, İsa Aleyhiselam da
ölüyü diriltme ve hastalara şifa verme hususunda sabit olan kudret,
İnsan şekline girmiş
olan Cebrail’in üflemesi yönünden olmakla, İsa, kendisi İnsan
suretinde iken ölüyü diriltebilirdi.
Sayfa 318
Bu şaşkınlıkla bir çokları Hz. İsa'ya uluhiyet nispet ettiler. O,
allahtır dediler. Küfre düştüler. Çünkü küfrün manası gerçeği
örtmektir. Bunlar, İsa ile Allah’ı örttüler. 'Allah'ın hüviyeti,
Meryem oğlu Mesih'dir diyenler muhakkak kafir oldular' buyruldu.
Bu yanılgıya düşenler, Sayfa 319
Allah’ın kelimesidir. Kelime ise kelâm yani söz demektir. ‘Söz’
varlığın iç yapısından doğan enginlikleri karşısındakine
aktarabilmek için bulunmuş bir araçtır. İnsanlar bunu konuşarak
yapar. Allah ise bu konuşmasını yaratmakla yapar
Sayfa 320
Ancak hayâl âlemimiz ile maddi dünyamız sürekli bir çatışmanın
içindedir. Bu çatışma hayâllerimiz ile maddi imkânlarımızın arasında
ki farkı meydana getirir. Biz hayâllerimizde çok şey isteriz, ancak
bize yaratma ile verilen hem istediğimizden azdır hem de farklı
olur. Bundan dolayı Allah, bu âlemleri daimi savaş ve mücadele
alanları olarak niteledi. Çünkü tabiatlar karşılıklıdır.
Sayfa 321
Eskilerin İlahi nefes, günümüz Bilim Dünyasının Big Bang şeklinde
açıklamaya çalıştığı ardışık tecelli ışımalarının yayılması ile
Evrenin yaratılması olgusunda Allah, İnsan denilen şahsın hamurunu
iki eliyle yoğurdu. Her ne kadar elin ikisi de sağ el ise de aradaki
fark belirgindir. Sayfa 322
Demek ki nefsin ilk eseri yine Allah da belirdi. Ondan sonra da iş,
son varlığa dayanıncaya kadar, hep İsimlerde ki belirme sıkıntısını
gidermek için inici olarak devamlı kaldı. Böylece fenomen varlıklar
dünyası ‘Tabiat’ın her an misliyle yenilenmekten süreklilik kazanan
hayatı meydana çıktı. Sayfa 323
Mahiyetlerinin farklılığı itibarı ile Rahman ve Rahim isimleriyle
açıklanan iki türlü rahmetten ‘Rahman’ yani karşılıksız olanı Allah
'Rahmetim her şeyi kapladı' ayetiyle kesin olarak açıkladı.
Bu nedenle ilahi isimlere hakikatlerin nispetleri dedi. Bu durumda
Allah ilahi isimlere bizi yaratmakla bağış ve ihsanda bulundu. Demek
ki biz,
<isimlerin manaları bizimle görünür olduğundan>, Rahman
İsminin belirmesi ile inen ilahi isimlere bahşedilen rabbani
nispetlerin neticesiyiz. Sayfa 328
Nasıl ki Allah, alim olması yönünden ilim sıfatının dayandığı şey,
O’nun kudret ve irade sıfatlarının dayandığı şeyden daha geniştir.
Çünkü yaratmada ki keyfiyet yaratılanın hakikatinin kapsamı ve
seviyesi ile sınırlıdır. Demek ki Allah aklı ve ilmi ile,
yaratmadığını dahi kuşatıp bilgisinde tutmaktadır. Halbuki O, yine
kendisidir. Kendi benliğinden başka değildir. O halde Allah’ı bir
yönden inkar ile bir yönden ispata kalkışılmamalıdır. Sayfa
329
Mana ise deşifre olacağı maddenin yaratılmasının sebebidir. Maddenin
manaya dönüşmesi, maddenin hal ve hareketiyle manayı göstermesi olup
maddi bazda bir dönüşüm yoktur. Çünkü madde ışıma enerjisi olarak
görülür. Işıma enerjisinin temeli ışıma zerrecikleridir. Işıma
zerreciklerinin de doğumu ve ölümü ışık hızındadır. Demek ki mana
maddeye dönüşürken yapılan iş feno-maddi de olsa tecelli
ışımalarının akışı maddeleşmeye yöneldiğinden maddidir. Ancak
maddenin enerjisine dönüşmesi mecazidir ve sadece kavram bazında
olup Sayfa 334
Şu halde spin olmadan aknoktanın meydana gelmesi mümkün olmadığı
gibi aknoktaların üst yapıları imali de mümkün değildir. Sayfa
335
Bu bakış açısının getireceği zorunlu durgunluk ile maddenin bir an
bile durmayan misliyle katlanan ve zaman kavramı ile açıkladığımız
dinamizmini anlatamayız. Halbuki biz maddi varlığa baktığımızda onun
en son an-da ki halini görürüz. Ancak bu en son an-da ki görünüş
bize geçmişin izleriyle birlikte yansır.
Sayfa 337
Şu halde maddeyi ışıma enerjisinin zaman içinde ürettiğini
söylüyorsak, buna bağlı diğer söylemlerimizde de ışıma yasalarına
aykırı düşmememiz gerekir. Zamanı geriye çeviremeyeceğimiz gibi
zamanı onun halleri olarak kavradığımız maddeyi de tersindiremeyiz,
yani geriye olmayan enerjisine çeviremeyiz.
Sayfa 338
Evrenin ısı ve ışığını koruması, yani feno-maddi hayatın devamı,
ardışık ışıma akışında ki yeni ışımalar tarafından beslenmesi ile
olduğu, kuantların tespih taneleri gibi dizili olarak akmakta
olduklarının tesbiti ile ispatlanmıştır.
Sayfa 340
Demek ki günümüzün kayıp vermeden denge de duran atom modeli mümkün
değildir, çünkü bu model zamanı durdurur, hayatı bitirir. Halbuki
Evren dinamiktir. Devamlı değişikliğe uğradığından, her an'ı değişik
ve yeni bir haldedir. Her yeni anda ki görüntü, bir an öncekinin
bilgisi ile onun devamı olarak gelmekte ve onun üzerine sıkışmasıyla
hayatı devam ettirmektedir. Sayfa 342
Bu durumda maddenin enerjisine dönüştüğü söylemi ile ifade edilmek
istenen şeyin, maddenin içinde enerji sakladığı varsayımı ile bu
enerjiyi açığa çıkarmak gibi olmadığının, bilakis maddeyi ömrü
boyunca hayatta tutmak için ona akması gereken ışıma enerjisinin
daha kısa süre de açığa çıkması anlamında olduğunun vurgulanması
gerekir. Sayfa 343
Bir elementin tüm özelliklerinin gürülebildiği yapı ‘Atom’ adı ile
ifade edilmektedir. Aslında maddi bazda atom diye başlı başına bir
kütle (birim) yoktur. Atom, maddeyi gösteren protonları ve
protonlarda sıkışan yani protonu beslemek üzere akmakta olan ışıma
zerreciği elektronları ve protondan sonra ki dağılışı bir arada
gösteren en küçük sistemdir. Sayfa 344
Bilim Dünyası burada bir sıçrama yaparak, kendini elektron proton
nötrondan oluşan atomun içinde buluveriyor. Protona artı yük diyor,
elektrona da eksi yük yükleyip, proton-elektron sayısını eşitliyor,
nötronlara da yüksüz dedikten sonra atomu kendi içinde kararlı hale
getiriyor. Halbuki siz atomu parçalamak suretiyle maddeyi meydana
getiren alt yapıtaşlarına uzanma çalışmanız sırasında, en küçük yapı
taşı olarak ışıma zerresi kuantlara veya elektronlara ulaşacaksınız,
bunların bağımsız bir şekilde ve ardışık olarak tespih taneleri gibi
aktığını söyleyeceksiniz, bir deneyin elektronunu ikinci bir deney
için bulamayacak ve ikinci deneyin elektronu her zaman yani bir
elektron olacak sonra da siz atomu kendi içinde kayıpsız ve kararlı
hale getireceksiniz. Bağımsız ışık için bu mümkünmü dür?
Sayfa 345
Belli bir ölçekte ki fiziksel olayları meydana getiren parçacıkların
sayısı rakamlara sığmaz büyüklükte olduğu gibi,
‘normalleştirilemez’ ifadesi ile açıklanmaya çalışılan
aynı malzemeyi de bir daha asla bulamayız. Bu nedenle bu
belirsizliği yenemez ve gördüğümüz şeyi de yaratılışın tekniğinden
dolayı devamlı elimizin altında bulunduramayız.
Sayfa 346
Tahtın taşınması keyfiyeti, madde ve mana âlemlerin arasında ki
ilişkiyi
(yaratılış) bilenlerden başkasının anlayamayacağı bir
yolla oldu. Bu da Allah’ın ‘Belki onlar, yalnız yaratılıştan
şüphededirler’ anlamında ki ayette işaret buyurduğu hikmettir
ki, yaratılışın tarafımızdan izlenebilmesi imkan haricidir.
Sayfa 347
Bu husus Hz. Peygamberin “Mirac” olayında da karşımıza çıkar.
Muhatap olan kişi olaylar arasında ki ilişkiyi kaybetmedikten ve
bağlantıları kurabildikten sonra hız limitinin bir önemi olmadığını
buradan anlıyoruz. Bir an içinde bir milyon ışık yılı mesafeleri kat
edebilirsiniz. Tabi ki bu taşınma maddi varlığınızla yapılmış bir
taşınma olmayacaktır. Bu, şuurunuzu kaybetmeden bulunmanız gereken
yerlerde yeniden yaratılmanız bağlamında olacaktır. Sayfa
348
Spin başlığını bitirmeden Hz. Mevlana’ya bu hususta ki hakkını
teslim mahiyetinde şu vurguyu yapmadan geçemem. Semazenlerin
dönmeleri herkesin bildiği gibi Dünyanın ve Evrenin kendi ekseni
etrafında döndüğünü ifade etmek kadar basit değildir. Bunda bir
hikmet de yoktur. Yaratılışın spin tekniği kullanılarak yapılan
ışıma ile mümkün olduğunu ilk ve çok da güzel bir şekilde kalıcı bir
üslup sema ile söyleyen Mevlana dır. Günümüzün elektron cihazları
ile ancak gözlemlenebilen çok önemli bir tekniği, bundan yüzyıllarca
önce çıplak gözle gören ve bunu kalıcı bir şekilde ifade eden insan
ne yüksek bir insandır. Allah’ın O’na ikramı yüksek olsun inşallah.
Sayfa 349
Nasıl ki biz de yenilendiğimiz her an içinde, mazide ki benliğimizin
aynıyız. Bu aynılık, yaratılışın sürekliliğinden dolayı taşıdığımız
bilinçten olup hakikatte şimdimiz, maddemiz yönünden bir an
öncemizin aynı değildir. Eğer öyle olsaydı çocuk büyümez genç
yaşlanmazdı. Sayfa 351
O’ndan ayrılmamız imkansız, dolaylı olarak O’nunlayız. O, açıkça
bizimledir. Zira O 'Nerede olursanız olunuz O sizinledir'
buyurdu. Hak, bizi alınlarımızdan
(nefsimiz)
yakalamış olduğu için biz Hak ile beraberiz. Hak da, Sırat-ı
Müstakim üzerinde bizimle beraber yürüdüğü için kendi nefsiyledir.
Çünkü bizim nefsimiz O’nun nefsinden ayrı değildir. Böyle olunca O â
lemdir. Sayfa 352
Bireylerin meydana getirdiği topluluklarda konumuzu ilgilendiren
taraf, bir arada yaşayıp aynı kurallara tabi olmalarına karşın,
bireylerin fert oluşlarında ki farklılıklarıdır. Bireylerde ki bu
farklılıklar olmasaydı herkesin uyacağı kural koymaya gerek
kalmazdı. Ancak bu da bilgiyi ortadan kaldırırdı. Bu nedenle toplum
olabilmenin en önemli şartı çeşitliliğin hakim olmasıdır.
Sayfa 355
İlahi haberlerin muhatabı, toplumlar ve toplumun elemanı olan
bireydir. Yalnızca birey değildir. İşleyişte birey hal ve
hareketleri yönünden ilkin toplum içinde hesaba çekilir. Varlığının
ve davranışlarının karşılığını da ilk olarak bireyi olduğu toplumun
içinde görür. Bu nedenle nimetler ve musibetler toplumlara toplum
bazında iner ve fertler hak ettiklerini buradan hisselerine düşmesi
sebebi ile alır. Sayfa 356
Şu halde risaletin kendisiyle son bulmuş olması dolayısı ile Hz.
Muhammed’in açtığı yol kıyamete kadar yürürlüğünü koruyacaktır. Bu
aynı zamanda şu demektir. Hz. Muhammed’in getirdikleriyle amel etme
keyfiyeti yeryüzünde devam ettiği sürece, bu bir tek kişi ile dahi
olsa, kıyamet kopmayacaktır. Sayfa 359
bağlı olarak kendi elde edebildikleri ile olunca, anlaşılıyor ki
eksiklik ahkâmın kendisinde değil, bunu idrakte eksik kalan
insanlardadır. Çünkü Ahkâm hem cahil hem de bilgin kimseye hitap
etmektedir. Bu ise hakikatlerin, cahilin anlayışında ki kısıtlılıkla
kısıtlı kalamayacağını ispat eder.
Sayfa 359
İki halife meselesinde olduğu üzere, yine aynı şekilde iki ilahın
varlığını tahayyül etmek, Allah’ın hükmündendir. Fakat ayette
'Eğer yerde ve gökte, Allah’dan başka ilahlar olsaydı, bunlar her ne
kadar birlikte hareket etseler bile, yerler ve gökler karışıklığa
uğrardı' buyrulmuştur. Yeryüzünde iki ayrı halife olamayacağı
esası da buradan kaynaklanır. Sayfa 360
|