Bu Site !,

Kaybolmaya yüz tutmuş olan temel insanlık değerlerimizin, yeniden hakkı olan değere kavuşması doğrultusunda bu değerlerin, arka kapakta ve aşağıda ki alıntılarda görüldüğü üzere mahiyetlerini izah hususunda yazılmış bulunan “Yaratılış Tekilliği ve İşleyişteki Teknik” isimli Kitabın internet ortamında okunmasını ve elde edilmesini sağlamak amacıyla yapılmıştır.

Not : Site kurulduktan sonra 360. sayfa dahil güncellenmiştir.

Ayrıca inanan insanların kahir ekseriyetinin inancı, ‘Bir tanrının varlığının yanı sıra evrenin de şu görünen hali ile var olduğu, tanrının sonsuz güç ve kuvvet sahibi olması sebebiyle bu var olan evrende istediği gibi tasarruf ettiği’ şeklindedir. Bizim bakışımız hakikatin bu şekilde olup olmadığını da ortaya koyacaktır.   Sayfa 8

Bir mirasyedi olarak Allah’ın İsmini biliyoruz, kendisi için bizim tanrımızdır diyoruz ama 'Tanrı' nedir, 'Tanrılık' nasıl bir olgudur? Nasıl çalışır, bize olan nispeti nedir? gibi soruları içine alması gereken bu olmazsa olmaz hakikatin izahı, İnsanlığı tatmin bazında yeterli etkinliği elde edememiştir. Gerek İlahi Kitaplar’ın gerekse Allah’ın Arif Kulları’nın bu hususta getirdikleri mesajlar, her ne hikmetse yukarıda söylediğimiz gibi şer kesimlerin de katkısı ile kitlelere gerektiği gibi mal-olmamıştır. Sayfa 15

Artık günümüzde bu gibi düşüncelerin sadece bir 'mistik düşünce'  bağlamında sınırlı olmadığı Bilim sayesinde görülmektedir.  Sayfa 16

Fakat bu feno-maddi varlıklar dünyasında görüntüye takılıp kalan kişi, gördüklerinin sınırlılığına hapis olup kalacağından, bu değişken görünümlerin altında-ki her şeye işleyen, her şey kendinden meydana gelen ve kendinde en ufak bir değişiklik olmayan bir mutlak varlığı göremeyecektir. Sayfa 17

Bu arada bize bunları anlatan Aklın mahiyetinin ne olduğuna daha fazla eğilecek, bu işte Kuralların önem derecesini ve Bilimin burada ki rolünü görmeye çalışacak, bilmek olgusunun da, ancak hakikatlerin farkına varılmasıyla mı vaki olabileceğini göreceğiz. Sayfa 24

Peki bu ne demektir, bilim bunu doğruluyor mu? Evet bu foton veya aknokta bombardımanı bilim tarafından doğrulanmaktadır. Bilimin doğrulayamadığı şey bu bombardımanın sebebi ve dayanağıdır. Bu bombardıman diğer yandan şu demektir.  Sayfa 27

Madde olmadan fiil, fiil olmadan idrak yoktur. Hareketin olmadığı yerde manadan bahsetmek abestir. İdrak ise mana içindir.  Sayfa 29

Biz Evrene baktığımızda hiç bir şeyin iki değişik anda kendini aynen muhafaza ettiğini göremeyiz. Her şeye her yeni anın yaşlılığının ve değişikliğinin sindiğini görürüz.  Sayfa 30

Bu nedenle evren ve içerdiği her şeyin, her an değişmekte oluşu bize feno-maddi varlıkların her an, o anda ki haline göre yeniden yaratıldığını göstermektedir. Yani evren anlık tecellilerle (Big Bang) sürekli imal edilmektedir. (Rum 11, Rahman 29, Buruc 13, Ankebut 19) Zaman ise bu imalatın sürekliliğinden kavram bazında ortaya çıkmaktadır.  Sayfa 34

Gerçi insan nasıl olup da, Evren-de ki tüm şeylerin katılık ve sertlik formlarından çözünüp akıcı bir hal aldığını ve yokluğa karıştığını veya bunun tam tersi, fenomensel varlıkların o algılanan katı formlarına nasıl olup da yokluktan koşup geldiklerini bir türlü anlayamaz. <Bilimin parçacıklar dünyasında ulaştığı ve elde ettiği bilgi seviyesi bunları anlatır hale geldi>  Sayfa 38

İnsanlar, bir yandan varlıkta Allah’ın varlığından başka varlık bulunmadığını söylerken, diğer yandan Allah’ın gizli olduğunu söylerler. Bunu söyleyenler hiç düşünmezler mi? Varlıkta Allah’ın varlığından başka varlık yok ise Allah nasıl gizlenebilir, nasıl olur da görünmez?  Sayfa 39

İşin şu yanını da gözardı edemeyiz. Yaşanmış geçmişin biz-de oluşturduğu bilgi birikimini kullanmak suretiyle yaptığımız, gelecek ile ilgili tasavvurun fizik dünyayı etkileyip etkilemeyeceği bilinemez. Talep niteliğine dönüşen tasavvurumuzun karşılık görüp görmeyeceği, 'şimdi'mizin bilinmezidir. Bu, şu demektir. Hiç kimse, yarının veya on gün sonrasının ne getireceğini ve daha da önemlisi, hiç kimse on-gün sonrasının gelip gelmeyeceğini şimdiden ispat edemez.  Sayfa 41

Anlaşılıyor ki görünür varlıklar ile Allah’ın Mutlak Varlığı, aslında biri-birinden kopuk iki ayrı şey değildir. Aslına perde-dir diye tabir ettiğimiz feno-maddi varlıklar, Allah’ın, sıfatları vasıtasıyla dışa vuran tezahürlerinden başka bir şey değildir. İnsan Evrene baktığında, aslında Allah’ın Mutlak Varlığının o anda ki tezahürüne bakmaktadır. Gerçi perde olması yüzünden görünür varlıklar, Allah’ın Mutlak Varlığını gizlemektedir. Ancak şurası da bir gerçek ki aynı perde bir tecelli bir tezahür olması bakımından Allah’ın kendisini sunumundan ibarettir.  Sayfa 43

Şu halde ışık ancak var olan bir şeyi gösterebileceğinden, ışımaların gösterdiği şeyin nefislerimize vaziyet eden ve bilgide olan suretlerimizle taşınan şahsiyetlerimiz olduğu görülmektedir. Şimdi neden ışımaların anlık ve ardışık yani geçici gölge olduğu ve maddenin temelinin neden ışıma enerjisi olduğu ve bu teknik sayesinde ilerlemiş yeni poz taşıyan ışımalarla hayatın nasıl olup da zaman kavramı içinde algılarımızda yapılandırılabildiği şimdi daha iyi anlaşılmaktadır.  Sayfa 46

Maddenin aslının ışıma enerjisi olduğunun görülmesi, temel yapı taşının ışık olduğunun anlaşılmasını sağladı. Böylece varlıkların katı formu maddelerinin temelinin ışıma paketçiklerine dayandığı anlaşıldı. Bu sayede bilim dünyası temel sabitimizin 'Işık Hızı' olduğunu saptadı.  Sayfa 53

Şu halde maddenin üretimi ve varlığının devamı, kuant boyutunda ve kuant aralığında ki ışıma beslenmesi suretiyle yapıldığı kesin olunca 'Allah her an yeni bir durumdadır yani tecellidedir' anlamında ki ayet tecelli etmiş ve işleyişin hızı da sabitlenmiş olur.  Sayfa 64

Fenomen varlık, hangi halde ve pozisyonda olursa olsun (yatarken-yürürken-ayakta-gülerken-konuşurken-sevişirken) cevherde ki suret o pozisyonda olacağından, cevherden çıkan kuantlar varlığı o şekilde gösterecektir. (hadiste, “rasulüm oku sen atmadın, Allah attı. Lakin bunu senin suretinde yaptı” ifadesi ile bu husus anlatılmıştır.)  Sayfa 74

Big bang ile Karanokta veya Karadelik olgusunun biri-birinden bağımsız bir şekilde incelenmekte olduğu hususudur. Gözlemler de münferit olarak şu ya da bu yerde karadelik keşfedildiği gibi demeçler asla doğruluk payı taşıyamazlar.  Sayfa 77

Şu halde Evren'in veya maddi varlığın anahtarı, bilimsel tabiri ile Big Bang/ların toplamındadır. Varlığın katı formu ve bu form bağlamında ki hareketlilik Big Bang ışımalarının ilerlemeyi de getiren ardışıklığı bağlamında olunca, ‘kuvvetler’ bu ardışık ışıma üretiminin safhalarından ayrı tutulamaz. Sayfa 84

Yorumlardan ortaya çıkmış olan ve sıfır noktasında ki bir aknokta'nın patlaması olarak tarif edilen 'Büyük Patlama' için söylenebilecek şey, gerçekte böyle bir patlamanın olmadığıdır. Çünkü yukarıda yeterince izah edildiği üzere bu şekilde bir aknokta yoktur. Olmamıştır. Olamaz da.

Red-edemeyeceğimiz 'Büyük Patlama' ise ışıma zerreciği aknoktalar bazlı ve evren geneli için her yeni tecelli ışımasını ifade eden bir tariftir.  Sayfa 91

Biz ardışık iki ışıma arasında ki kesintilere (iki ışıma arası karanlık) 'ÖLÜŞ', yeni harekete de (takibeden ışıma) 'DİRİLİŞ' diyoruz. ‘Hayat’ bu ışık hızında ki ölüş ve dirilişlerin yeniden yeniye misliyle tekrarından meydana gelmektedir. Sayfa 92

İşleyiş kanunlarında ki disiplin ile düzene sokulmuş olan yaratılış, 'Hikmetler veya Değerlerin' in manalarını izah ederken, bunların birer sıfat olduğunu da gösterir. Her biri bir değer olan bu sıfatlarla donanmış olan benliğimiz, yapısı itibarı ile yaratılışı gören konumunda olacaktır.  Sayfa 96

Yeri gelmişken insan ruhunun mahiyetini kısaca yeniden anlamaya çalışalım. Ruh’un diğer ismi ‘Can’ olup, canlanmak anlamında dır. Bilenler tarafından sıkça söylenen ‘Ruhumuz Allah’ın Ruhu'ndan ayrı değildir. Birlikte ve bir bütündür. Veya nefsimiz Allah'ın nefsindendir’ gibi sözler insanlar tarafından pek anlaşılamaz. Daha doğrusu insan kendini Allah ile bir türlü bütünleştiremez. Bu birlikteliğin nasıl olduğunun içinden çıkamaz. Sayfa 97

Evet şimdi konu başlığının özüne doğru gidelim. Şahsiyet olmamız yönünde nefsimizi yapılandıran Değerlerin dozaj olarak bizde bulundukları kadarı, kendi yönünden suretimizin tasavvuruna zemin hazırlamıştır. Maddi varlığımız ise değişik dozlarda ki bu Değerlerin yapılandırdığı şahsımızı görebilmemiz için yoğunlaştırılmış yani somutlaştırılmış halidir.  Sayfa 98

Şimdi çok önemli bir yere geldik. Odayı aydınlatan ışık Güneş'e geri dönmez veya geriye bir şey yansıtmaz. Çünkü gölge ışımadır ve ölümlüdür. İnsan Ruhu ise ‘Kaynak’ niteliğinde ve aslından kopuk olmadığı için, onda meydana gelen görüş veya bilgilenme Kaynağa geri döner. İnsan, benliği derecesinde Allah Sıfatları vasıtası ile sıfatların asıl sahibine ayna olma konumuna girmiş olur.  Sayfa 99

İdrak olgusunun tetikleyicisi olan maddi boyutun gözlemi, sayı ve ölçü ile bağlı olduğu ilk aşamasında manadan yoksundur (ruhsuz).. Bu nedenle algılarımızın, anlamlandırılmak için benliğimizi oluşturan nefsimizde ki ‘Değer’lerin Mehenk taşlarına vurulması gerekir. Mehenk taşına vurma işi Kuralların yardımı olmadan yapılamaz.  Sayfa 101

Bu nedenle, dikkat edilirse görülecektir ki her fenomen varlık, maddesi yönünden ancak kendisinde deşifre olabilecek Değerlerin hüküm ve kavramlarını gösterebilecek şekilde dizayn edilmiştir.  Sayfa 104

İnanç sahibi kesimler yaratılışa inanmakla birlikte yaratılışın mahiyeti hakkında bilgi sahibi olmadıklarından genel kanı ‘madde yani Evren kendiliğinden ve Allah’dan ayrı olarak var, fakat sonsuz kudret ve kuvvet sahibi olan Allah bu Evren üzerinde dilediği tasarrufu yapabileceği derecede hakimdir’ şeklindedir. Çoğunluk inanç sahipleri üzerinde hakim olan böyle bir inanç elbette ki son derece yanlıştır. Evrenin feno-maddi varlıklar dünyası oluşu ve Bilimin, feno-maddi oluşun mahiyeti hakkında ki bulguları bu gibi düşünceleri sonuçsuz bırakır.  Sayfa 113

Bu durum şu hususu önemli hale getirmektedir. Geçmiş zamanlar da anlaşılamayacağı ve insanlığı küfre düşüreceği korkusuyla ifade edilemeyen şeyler, bu gün insanlar için alışılmış bilinen ve sıradan bir konuma gelmiştir. Yani dün söylendiğinde insanları küfre düşürecek bir çok şey, bu gün söylenmediğinde küfre düşürecek hale gelmiştir. Nitekim öyle de olmaktadır.  Sayfa 115

Şu halde yaratılış-da ki teknik ve bu teknik-de ki bilinçli tecelli, bize uzayın boşlukların-da ki yoğun madde kümeleşme/lerinin sebebini de açıklamış olur.  Sayfa 120

Bunun için, Allah ilk önce sayıya sığmaz sıfatlarını isimlendirdi. Yaratılış bu sıfatların görülmesinden hayat bulduğu için, isimler eşyanın da ismi oldu. Allah, İsimlerinin ne anlama geldiğini, isimleri için tasarladığı suretlerinde (fenomen varlıklar)  görmeyi diledi. Buna, kendini kendine göstermeyi diledi de denebilir. Sayfa 122

İnsan Nefsinin istekleri olan hayâl ve dilekler <'İnsan Nefsi' Allah'ın Nefsinden olmakla> Hakk’ın nefsindendir. Fakat bu husus entegre bir sistemin herhangi bir mafsalında olduğu gibidir.  Sayfa 124

Meselenin anlaşılabilmesi için örnek olarak kullandığımız Rahim İsminde açıkladığımız üzere, Diğer bütün İsimlerin kuvvetleri kendi hakikatlerini icra ederken aynı yolu kullanırlar. Çünkü bu fenomensel varlıklar Dünyasında Allah’ı yaratılmışın yani maddenin dışında görmek imkansızdır. Bu nedenle Maddi Dünyamızın varlıklarının da bu İsimleri anlaşılır kılmaktan başka bir görevleri yoktur.  Sayfa 125

Başka bir anlatımla, Allah vücut sahibi olduğu için, kendi vücudunu yani kendi aynını (kendi benzerini değil) daha doğrusu kendini görmeyi diledi. Bu görüşü ile kendi sırlarını kendine açmayı arzuladı. Bunun için de kendine ayna olabilecek ve kendi aynını görebileceği, ‘Ol Emri’ne uyan fenomen varlıklar dünyası toplu âlemi yarattı.  Sayfa 128

Demek ki insanlar da Ruhsal fonksiyonlar olarak gördüklerimiz, gerçekte Bilginin alınması işlenmesi ve depolanması ve tepki verilmesinden başka bir şey değildir.  Sayfa 130

İnsan, Evren veya full otomatik bir otomasyon sistemi ile çalışan fabrika bazında ki işyerleri gibi komplike sistemler de organlardan merkeze geri dönen bilgi hep bir sonra ki komut için gereklidir. Bu haberleşme elektronik beyinlerin doğmasını sağlamış, İnsanlık büyük ölçüde teknolojik gelişmeler kaydetmiştir. Komplike sistemler de işleyiş sürekliliğini temin eden bu karşılıklı bilgi akışı, canlılarda sinirler, makineler de elektrik taşıyan kablolar, Evren de ise Ruhlar vasıtası ile yapılır.  Sayfa 131

Her sistemin a- ardında ki irade  b- bilgi toplama ve değerleme merkezi  c-  organları arasında ki karşılıklı haberleşme sürekliliği, sistemin yaşamasında ki dengenin şartı olmaktadır. Canlı organizmasında salgılar-enzimler-yağ-şeker-su vs miktarı nasıl ayarlanmakta ise, aynı şekilde mekanik ve elektronik bir sistemde yakıt-hava-basınç-güç vs ayarlanmakta evrenimiz de ise madde-ısı-ışık-renk-katı-sıvı-gaz-gıda vs şeklinde ki ayarlamalar, bilişim sonucu ihtiyaca göre yaratılmaktadır.  Sayfa 132

Bu yüzden ‘İnsanın Arşı’ Beynidir. Kısacası beynimiz vücudumuzun işletme merkezidir. Aynen burada olduğu gibi, fenomen varlıklar dünyasında İnsanın Gönlü, Allah’ın Arş’ı dır. Allah, bu yarattığı Dünyada 'Kürsü'sünü insanın gönlü olan arşının üzerine kurmuştur. Kainatı oradan sevk ve idare eder.  Sayfa 133

Ham maddesi de ‘Işık’tır. İnsan, Evrene bakarken aslında Allah'a bakmaktadır. Daha doğrusu Allah’ın yaratılış için yaptığı tecellilerin gösterdiği şeye bakmaktadır. Gerçi bu sırada İnsan kendi dünyasındadır. Hem şahsiyettir hem de hükümrandır.  Sayfa 135

Elbette ki Kuvvet, fiil için imkan ister. Her İsmin de şahsı ile özdeş bir kuvveti vardır. Fiil ise maddesiz yapılamaz. Demek ki Allah’ın İsimleri için icraat alanı, fenomen varlıklar dünyası Evren dir. Şu halde Kainatta görünen ve olan her şey, her iş ve fiil, bu İsimlerin fiilleri olmakla bu İsimlerin sahibi Allah’ı gösterir. Bu vasıflandırma, Allah’ın varlığı ile birdir –veya aynıdır-.  Sayfa 137

İnsan, Allah katında bakan gözde ki bebek gibidir. Görmek sıfatı ile nitelenmiş olan mahluk 'İnsan'dır. Bundan dolayı ona 'İnsan' denildi. Çünkü Allah, yarattıklarına insan ile baktı ve onlara rahmet etti. İnsan ‘ezel’ ile ‘ebed’i <yaratan ile yaratılanı> birleştiren ayırıcı bir varlık oldu. Fenomen varlıklar dünyası ‘İnsan’ ile tamam oldu. Sayfa 140

Nasıl ki Hayat Akla ait bir gerçekliktir. İlim de kendi nefsinde Hayattan ayrı bir hakikattir. ‘İlim’, hakikatlerin anlamlarının ve bunların nasıl açıklanacağının tekniğinin bilgisi, Hayat ise, vücut bulsun bulmasın bu hakikatlerin yaşanmasıdır.  Sayfa 154

Demek ki görünür olmayan Hakikatin kuvveti ile, görünür olan varlığın şahsı aynı şeydir.  Sayfa 156

Şu halde dikkat ediniz Allah’ın sıfatı olmalarından ötürü manalarda sayı ve bölünme yoktur. Birleştirme ve ayırma da olmaz. ‘Sayı’, varlık Dünyamızdadır. Maddi varlık çokluğundadır ve sadece Değerin manasını her derece de tarif için bize gereklidir.  Sayfa 156

Allah, yaratmayı yapan olmakla, yaratıkların işlerini de yapan durumunda olur. Bu nedenle yarattığı varlığın hayatını, varlıkla birlikte yaşayan O'dur.  Sayfa 158

Hal böyle olunca, Allah da nefsini bize, bizimle niteledi. Yani varlığımızın kendi Nefsinden olduğunu söyledi. Biz, yaratılmış varlıklara bakmak suretiyle O'nu gördüğümüz zaman kendi Nefsimizi görürüz. O, bizi gördüğü vakit kendi Nefsini görür. Bakan ve Bakılan aynı varlıktan olunca, Bakılan yerde görülen, Allah’dan ayrı değildir.  Sayfa 160

Nefsini, benimsediği isimlerinin eserlerinde görmeyi arzu eden Allah, her bir ismi için en uygun sureti tasavvur etti. Feno-maddi varlıklar sahasında bize farkındalık veren şeyler bu kapsamda olunca Allah, kendini madde ve madde ötesi sıfatları ile nitelemek suretiyle bize bildirmiş oldu. Âlem’in, yokluğumuzla madde ötesi, varlığımızla maddi olduğunu anlayabilelim diye  Sayfa 168

Allah, tecelli etmek suretiyle Cemal Sıfatının gereği olarak fenomen varlık çokluğunda tezahür ettiğinde, Celal Sıfatını yani Nefsini bunlarla perdelemiş olur. Aynı zamanda Nefsini yine bu tabiat cisimleri ile nitelemiş olur. Bu husus,  Sayfa 169

Bu gerçek 'Her nereye dönsen Allah’ı görürsün. Allah her anda yeni bir tecellidedir.' Ayetleri ile bize anlatılmıştır.  Sayfa 171

Melekler gibi aynı emre muhatap olan İblis, nefis yani benlik sahibi olduğu için kibirlendi, kıskançlıktan emre itaat etmedi. Emre muhalefetten kınandı. Kovulmasına neden olan ‘İnsan’ın düşmanı oldu. Kibrin-husumetin-yalanın-kötülüğün-ihanetin-fitnenin temsilcisi olarak arenaya inmiş oldu.  Sayfa 177

Şu halde Din, İnsanların uyup uymamakta serbest olmaları sebebiyle idrak etmeyi temin eden Kuralların açmış olduğu yoldur  Sayfa 181

Her İsim, kendi kişiliği yönünden yalnızca bir Hakikatin sabit olmasını gerekli kılar. O da İsmin subjektif Kişiliğidir. Ta ki bu şekilde diğer İsimlerden ayrılabilsin. Şu halde varlıkta her İsim kendi hakikatinin fiilini işler. İyi iyiliğini, Kötü kötülüğünü, Güzel güzelliğini, Sert sertliğini, Yumuşak yumuşaklığını, Sevgi muhabbetini, Rahmet merhametini.  Sayfa 185

Her varlık nefsi itibarıyla farklı bir yapı içerince, suretleri de şahsiyetleri itibarı ile nefislerini gösterdiğinden, dış görünüşler farklı olmuş ve tecelli ışımalar da bu farklı yapıları görüntüye çıkarmıştır.  Sayfa 186

Eğer tüm dillerin tüm incelikleri ve diyalektleri Allah'a yabancı olsaydı, hatta bütün nebat ve hayvan cinsinin dillerini bilmeseydi, Allah, onun vücudu ile zaten beliremezdi.  Sayfa 187

Bizim burada dikkat etmemiz gereken husus şudur. ‘Biri-birlerinin dilinden anlamayan bunca insan, kapının gıcırdayarak açılması sırasında nasıl oluyor da hepsi de aynı şeyi idrak ediyorlar? İşte evrensellik budur.  Sayfa 190

Bu durumda yokluğun karanlığından son derece korkan Benliğimi, Hakikati ile muhafaza eden Allah’ın Mutlak Varlığından başka ne gibi bir güvencem olabilir?  Sayfa 191

Çünkü Âlemin suretinden Allah’ın ayrılması asla mümkün değildir. Bu durumda Âlem için Allah’ın tarifi ancak ‘Hakikat’ yönü ile olur.  Sayfa 192

Bu da, bizim Allah ile gördüğümüz-duyduğumuz-dokunduğumuz gerçeğini ortaya çıkarır. Şu halde ben, Allah’ın Ruhumu imal etmekle bana kazandırdığı Benliğimin dileme hürriyeti içinde O’nunla bir bütünüm. Fenomen varlığım ise zaten zihnimde üretilen bir hayâl olup gerçekte yoktur.  Sayfa 194

Allah’ın Rahim genel isminin kuvvetinin neticesi olan Kaza ve Kader konusu, varlık Dünyasında görünen şiddetinden dolayı anlaşılması en güç ve en korkulan mesele olmuştur.  Sayfa 195

Bu gözetimin zorunlu sonucu Kaza ve Kader olarak ortaya çıkar. Bilgi iletişimi -bilişim- meselenin temelini oluşturur.  Sayfa 195

Kaza ve Kader’in işleyişi, bu sabitlenmiş program kaydını olduğu gibi Evrenimize çıkarmaktır. Bu, aynen filme alınmış şeylerin sinemada gösterilmesine veya bilgisayara yüklenmiş programın yazıcıdan çıkartılmasına benzer.  Sayfa 196

Hakim, aslında kim olursa olsun, hüküm verdiği olayda kendisini mahkum kılmış olur. Kendisine verilen bilginin ve hüküm isteyenin mahkumu olmuş olur. Çünkü Hakim, hüküm-de, kendisine verilen bilgilerin ve belgelerin, delillerin ve hüküm isteyenin halinin dışına çıkamaz..  Sayfa 201

Allah’ın varlıkta ki hükmünü belirli bir zamana bırakması, varlığın Allah’a vermiş olduğu bilgi ile ilişkili olduğundan Kaza ilim ve iradeye, yürütme ise Kader’e bağlıdır.  Sayfa 202

Büyük Patlama Teorisi, bu gün Bilim Dünyasını sürüklediği için bütün yorumları ile beraber alınmakta ve Dindarlar tarafından yanlışlığına veya doğruluğuna bakılmaksızın İlahi Mesajların açıklanmasında dayanak yapılmaya çalışılmaktadır.  Sayfa 205

Hiç bir Maddi Bilim Dalı, <normalleştirme yapılamayacağı için> Hayatın derinliğini uygulamalı olarak çözemez. Bu nedenle insan ruhunun derinliklerini tanımlamak Maddi Bilimlerin işi değildir.Sayfa 207

Şahsiyetimizi bize veren ne suretimizin bulunduğu mutlak varlık ne de bunu bize gösteren ışımalar bize ait değilken, şahsiyetimiz bunlar tarafından verilmektedir. İşte bir-de çokluk denen yaratılış mahiyeti itibarı ile budur.  Sayfa 208

Her şeyin aslı olan veya her şeyi varlığı ile kaplayan bu Tekillik, kendi bütünlüğü içinde, kendi tabi varlığı yönünden zamansal nizamı doğuran şeylerin (yaratma) olmadığı yerdir. Bu yüzden bu Mutlak Tekillik için önce ve sonra gibi terimlerin kullanılması mümkün değildir.  Sayfa 208

Bu durumda evrenimiz-de yapılan her deney ve gözlem, bir aknoktanın patlaması ile bu aknoktadan genleşerek meydana gelen Evren düşüncesine uymayan neticeler verecektir. Nitekim hep bu olmaktadır.  Sayfa 209

Biz maddi imkanlarımızla ışık zerresinin ardına geçemeyeceğimiz, maddi imkan olmadan da görüş olmadığından orası yokluğumuz olmaktadır. Zaten bilim burada hiç bir şey görememektedir.  Sayfa 211

İşin manası için Din Temsilcilerine, maddi yönü için Bilim Temsilcilerine bakan İnsanlar, bunlar arasında ki inkâr derecesine varan karşıtlık yüzünden şaşkınlık ve tereddüt içindedir  Sayfa 212

Hakikat, fiil ve iş için mekan ister. İlim ise seviye veya mertebe arar. Mekan, fiilinde seviye ve mertebe için İlim’e dayanır. Bu sebeple Allah, bizim için bu iki yüceliğin arasını birleştirdi. Fiil ile mekan yüceliği, İlim ile mertebe yüceliği ikisi birlikte oldu  Sayfa 216

Bu yüzden yüce yaratıcı Allah’ı tanımaya çalışırken, O’nu zıtların arasında birleştirmek ve O’nun üzerine yine O’nunla hükmetmekle bu mümkün olur. Çünkü zıtlar, fenomen varlıklar çokluğunda zıtlaşırlar. Allah’da birleşip O’nda kaybolurlar.  Sayfa 218

Dikkat ediniz, Maddi Bilim ile Tasavvuf'un dilleri her ne kadar değişik ise de söyledikleri şey aynıdır. Fakat tarafların biri-birlerini anlamak yerine inatla Dindarlar gizli tarafın ‘hayır’ olumsuz söyleminin darlığı içinde, bilim temsilcileri de maddi tarafın ‘hayır’ olumsuz lafzının darlığı içinde sıkışıp kalmışlardır  Sayfa 219

Yani o yüceler yücesi Zat, Nefsini lâtif (soyut) kılıp ‘Hak’ dedi. Yoğun somut mahluk kılıp ‘Halk’ dedi. 219

Bu husus bütün diğer Değerler yönünden bu şekilde çalışır. Toplum yöneticisine bakıp kendini görsün. Hiç kimse ‘Biz bunlara müstehakmıyız?’ gibi sözlerle başka taraflarda hata aramasın. Yönetici, toplumun kendisini düzeltmesi için en iyi bir aynadır.  Sayfa 220

Bütün bunlardan anlıyoruz ki, bir Hakikatin manası o Hakikatin fenomen varlığının gıdası durumundadır. Mana, her hangi bir şeye işleyen su gibi varlığın hacmini artırır. Bu durumda Allah, halkın gözü-kulağı-eli-ayağı bütün kuvvetleri durumuna gelir.  Sayfa 220

Şurası kesindir ki Allah bize bizimle hükmeder. İnsanların farklı seviyeler de oluşları bu sebepledir. Allah’ın cahili olanlar, arzularına uygun olmayan şeylerden dolayı Allah’a, ‘niçin bize şöyle veya böyle yaptın’ derler. Allah da onlara, mana âleminde kayıtlanmış ‘Sabite’lerinin isteklerini gösterir. Demek ki Allah’a bahane ettiğimiz şeyleri, Allah’ın bize kendi talebimiz doğrultusunda takdir ettiği ortaya çıkar. Çünkü Allah bizi, ezeli bilgi de ki durumumuzla bildi. Öyleyse Allah’ın İradesi, işin icabı ne ise onu gerekli kıldı. Bu da bizim kaderimiz oldu.. Sayfa 221

Gerçekte ise bunu Allah dilemedi. Bütün halka da hidayet etmedi. Etmez de. Ayette ki ‘eğer dilerse’ sözü şarta bağlıdır ve kudretin ifadesidir. Hiç diler mi? Dilemez. Dilerse   Sayfa 222

Böyle olmayıp da benim varlığım sabit olacak olsa, nefsim ve maddi varlığımla birlikte bağımsız biri olacağımdan ‘Bütünlük’ şüphesiz ki benim için olur. Yok eğer Allah hakim ise, Allah için benim benliğime vücut vermekten başka yol yoktur. Şu halde  Sayfa 223

Küll olması sebebi ile Allah, nasıl ki görünen suretlerin yani formların ötesinde ve bu suretlerin kendisinden meydana geldiği dayanağıdır. Aynı zamanda tüm formların iç derinliklerinde ki Ruhlarının da özüdür.  Sayfa 228

Algılama sırasında mahluk, Nefsini kişiliğini- oluşturan değerlerden kuvvetli olanına itibar edeceğinden, Kulun kabul ve teveccühü o yönde olacaktır. İşte bu husus, Kulun kendi nefsini tanrı edinmesinin aynıdır.  Sayfa 228

Bu nedenle mahluk meydana gelmeden, Allah tanınamaz. Demek ki tüm mahlukat, Tanrılığın sırrıdır. Eğer mahlukat yok olsa idi, ‘Tanrılık’ elbette boş ve batıl olurdu.  Sayfa 229

Nazarımızda Allah’ı örtüp gizleyen şey, kendi Benliğimizdir. Diğer yandan ise Allah yine Benliğimiz vasıtası ile bilinir. Benliğimiz de ancak Allah ile var olabilir. Demek ki nefsini bilen, Rabb’ini de bilmiş oldu.  Sayfa 231

Bu gibi çeşitli İsimlerle bilinen 'Zat' bir olunca, Zat’a delil olmaları yönünden Aziz kılan İsmi, Hakir eden İsminin kendisidir. Fakat varlık sahasında ki çalışmaları sırasında ‘Aziz kılan’ İsmi kendi nefsi ve hakikati yönünden ‘Hakir eden’ değildir. Çünkü anlayışta ve işleyişte bu İsimlerden her birinin kendine has kuvveti vardır.  Sayfa 233

Kuralların, insanların farklı değerlere sahip kişilikler olmasından dolayı konmak zorunda olduğuna dikkat ediniz. Çünkü kişilikler bu şekilde ortaya çıkabilir. Kuralsız bir toplum hayatı mümkün olamayacağından, Topluluk halinde yaşayan İnsanlar da aynı yolu izlemek suretiyle hayatlarını kolaylaştırmak ve aralarında adaleti tesis etmek için ‘Yasa’ adı altında kurallar koyarlar.  Sayfa 234

Demek ki ‘Din’ İnsanın ne cinsten olduğunun ortaya çıkması için, onun hoşuna giden ve gitmeyen şeylerin karşılığı oldu. Böyle olunca da Kul, kendi karakterini ve konumunu açığa vurmuş oldu.  Sayfa 236

Bu hususu biraz daha somutlaştıralım. Kulun muhatabı doğrudan doğruya Allah’dır. Kulun her işinde, davranışında, ticaretinde, kavgasında bu böyledir. Maddi âlem de ki canlı cansız her şey ise, bir diğerine karşı kullanılmak için Allah’ın eli ve aracı konumunda dır.  Sayfa 236

Din, Kur’an da ‘marifet’ olarak bildirilmiştir. Marifet ise bilmek ve tanımaktır. Din aynı zamanda ‘itaat’ demektir. İtaat ise Kulun teslimiyetidir ki, bu rıza ile olur. Rıza ise, hakkını vermektir. Bu da bilmekle olur.  Sayfa 238

İlahi İsimleri de Allah’ın eserleri ispat etti. O eserler bizleriz. Demek ki Allah'ın eserleri mahluklarıdır. Allah’ın nefsine aykırı bir iş olamayacağından, Allah, eserleri ile ‘İlah’ adını aldı. Bize de eserlerimizde iyi veya kötü dendi. Yani Allah’ın, layığımız olmasından dolayı bizim için bizim şahsımızda bizim elimizle işlediği işler de, iyi ve kötü de ki ölçüyü Din koydu. Şu halde biz, Din’i yerine getirmek/liğimiz ve Allah’ın bizim için koyduğu hükümlere uymak/lığımız nedeni ile, Allah bizi kendi nefsi derecesine indirdi. Biz Allah’ın nefsinin şekillendirdiği İlahi İradeye uygun olduk.  Sayfa 238

Bu emir türü Allah tarafından teklifi, Kul yönünden ise iradidir. Yani Allah’ın uyulmasını istemekle birlikte, uyulup uyulmamasın da ki iradeyi İnsanın kendisine bıraktığı emirdir.  Sayfa 242

Eğer İnsan, Allah’ın yaratmada ki iradesinin, kendi nefsinin Allah’a verdiği bilgiye bağlı olduğunun bilincinde olsaydı, teklifi emirlere karşı koymayı aklının ucundan bile geçirmeye çekinirdi.  Sayfa 242

Halbuki ‘madde’, feno-maddi varlık olmakla yoğunlaşmış enerji olduğu için ham maddesinin ışık olduğunu bize ‘Bilim’ söyler. Şu halde maddenin etkileneceği ilk temel şey ‘ışığın’ dayandığı yasalar olması gerekeceğinden, ışıma kanunları ile maddeye biçilen kanunlar asla uyumsuzluk gösteremez.  Sayfa 244

Demek ki ışık hızında doğan, ışık hızında yol alıp, ışık hızında ölen ‘ışımalar’, Dünyanın fiziğini feno-maddi bir şekilde yapılandırmaktadır. Tabiatın işleyişine ve günlük hayatımıza baktığımızda bunu kolaylıkla görürüz. Eğer maddemizi yapılandıran şey ardışık akan ışımalar olmasaydı, bu an be an ilerleyen yaşlanma olmazdı.  Sayfa 245

Tek farkla ki, sinemada perde üzerine yansıyan görüntüler perde dışından gelir. Cevher de ise görüntü spin vasıtası ile cevherimizin kendinden çıkar. Başka türlü canlı ve hissiyat sahibi olmamız mümkün değildir. İşte bu, canın parmağımıza hangi yönden geldiğinin cevabıdır.  Sayfa 246

Tecelli ışımalarının ardışıklığı sürecinde, proton sıkışmasının öncesinde ‘ışımalar’ elektronlar halindedir ve protona doğru akmaktadırlar. Protonlardan bir adım sonrası nötronlar olup ölmekte olan ışıma, olay ufkundan ölümüne kadar değişik safhalarda algılanır. Demek ki kabaca bizim aknokta-elektron-kuark-proton-nötron-karanokta dediğimiz şeylerin hepsi de bir ışıma zerresinin doğumu ile ölümü arasında çeşitli safhalarda vermiş olduğu görüntüden başka bir şey değildir  Sayfa 246

Bu durumda Evren, ışığın imalatı olmakla ışığın tabi olduğu yasalardan bir ayrıcalığı yoktur ve kendi doğum ölüm ardışıklığı üzerindedir. Yaratılışın tekniğini düşündüğümüz de, demek ki Evren devamlı bir şekilde ışık hızında doğmakta ve ölmektedir.  Sayfa 247

Tecelliler bu şeylerin şahsında yapıldığından, gölge ışıma yaratıkların formlarında gizemli suretiyle yayılırken, idrak, ‘Nur’ ismiyle geldi ve İnsanda ki aydınlanmayı bilgilenme- tarif etti.  Sayfa 251

Bu durumda bizim âlemden bildiğimiz şey, ancak gölge hakkında ki bilgimiz kadardır. Yani Ahmet’i görmeden sadece gölgesini gören biri, Ahmet hakkında ne kadar bilgi sahibi olabilirse, bizim de fenomen varlıklar dünyası Evrene bakmakla Allah hakkında ki bilgimiz bunun gibidir. Bu gölgenin, sahibini bilmediği ölçüde Allah’ı da bilemeyeceği bellidir.  Sayfa 252

'Sonra biz Güneş'i de gölgeye delil kıldık' ayetiyle Allah, Nur ismine dikkatimizi çekmek suretiyle tecelli ışımasını açıklamıştır. Çünkü bütün duyular buna tanıklık eder. Nur olmasaydı yani ışıma olmasaydı, gölgenin de bir varlığı olmazdı. 'Daha sonra biz onu kolaylıkla kendimize çektik' ayetiyle de, yaratma işleminde kullandığı tecelli tekniğini açıklamıştır.  Sayfa 253

Nasıl ki İhlas Suresin de, ‘Ya Muhammed sen de ki 'Allah eşsizdir' Yani aynı ve zatı yönünden benzeri olmayan ‘Tanrı’dır. Bizim O’na dayanmamız yönünden ise, Allah kendisine muhtaç olduğumuz sığınağımızdır. Kendi hüviyeti ve bizim benliğimiz itibarı ile doğmadı ve doğurmadı. Hiç bir şey O’na, eş-denk-muadil olmadı buyrulmuştur. İşte bu, Allah’ın belirmesidir. Şu halde Allah kendi zatını 'Eşsiz Allah' sözü ile tek kıldı.   Sayfa 255

Demek ki Allah, kendi varlığında her ne kadar sonsuz ve boyutsuz olması itibarı ile bir hız limitine tabi değilse de, Evrenimizi imal etmesi sırasında temel yapı taşının ışıma olması sebebiyle yaratma fiili ışık hızına yavaşlamıştır.   Sayfa 262

Bu durumda mana âleminde var olan belli bir yetenekte ki suret için gerekli olan şey, ona görünür olması yönünde tecelli edilmesidir. Tecelli Allah’ın yaratmaya yönelik iradesi demek olan ‘Ol Emri’dir. Burada emreden de, emrin gereğini yerine getiren de Allah’dan başka değildir.  Sayfa 263

Allah nefsini ‘nefes’ ile vasıflandırdı. Yaratılışı yapan tecellilerini nefese benzetti. Nefes, içteki sıkıntıyı boşaltmak anlamına gelir. İnsanlar da bunu konuşarak ve çalışarak yaparlar. Konuşma sesi bizden nefesle çıkar. Gönül, iç ile dış <mana ile madde> arasında ayırıcı bir bölge olarak kabul edilir.  Sayfa 264

Allah’ın İsimleri, delili oldukları şeylerin aynı olunca hakikatlerinin kendilerine vermiş olduğu şeyi ararlar. Bu şey ise ismin gerektirdiği fiildir. Her isim fiilini feno-maddi varlığın şahsında işleyebilecektir. İş böyle olunca, Allah’ın tanrılık sıfatı Kul arar. Tanrı’lık da, terbiye edilecek mahluk ister. Aksi halde bu sıfatlar için belirme imkânı ve anlamı kalmaz   Sayfa 264

Tanrılık da, Allah’ın yarattığı varlıkları vasıtası ile belirme­si nedeniyle yaratıklara nispetle ortaya çıkmış olur.  Sayfa 265

Çünkü tanrılık olgusu, Allah’ın İnsana vermediği bir niteliği yönünden İnsan üzerinde meydana gelemez.  Sayfa 266

‘Tecelli’, Hakk’ın, varlıkta varlığın kendisi olarak belirmesinin tekniği olunca, Allah tecelli esnasında değişik haller de bulunur. Çünkü kendisine tecelli olunan varlık her anda yeni bir hareketin içinde olup bu hareketin safhalarının hali üzeredir.  Sayfa 266

Nasıl ki biz kimyada bileşikler elde ederken, bileşiğe giren aynı maddelerin oranlarında değişiklik yaptıkça elde edilen bileşiğin yapısı ve karakteri değişir. Burada olduğu gibi, Allah’ın İsimlerinin kuvvetlerinin nefislerde ki farklı katılımları, farklı kişilikleri doğuracak, dolayısıyla bu durum farklı görünüşlerin ve davranışların sebebi  olacaktır.  Sayfa 268

İnsan mizacı oluştuktan sonra karakter değişikliğine uğraması ve davranış değişikliği göstermesi mümkün değilken, mizaçlar da müspet ve menfi yönde yumuşama ve sertleşme gözlemlenebilir. Bu hususun ortaya çıkmasında benliklerimizin Akılla olan ilişkisi doğrudan rol oynar.  Sayfa 269

Bu nedenle reenkarnasyoncuların iddiaları hakikatten tamamen uzaktır. Bir kısım İnsanlara söyletilen ‘Ben geçmiş hayatımda şuydum buydum’ gibi söylemler tamamen düzmece olup hakikatin red edeceği bu gibi şeyler asla olamaz.  Sayfa 269

Demek ki Kalb ve göz Allah’da, kendi inanışının suretinden başka bir şey göremediği için inanılan hak, kalbe sığan haktır. Tecelli eden hakkı da o kalb bilir. Görülüyor ki gören göz, bakan kişinin imajında ki haktan başkasını göremez. Halbuki inanışların çeşitli olduğu zaten açıktır.  Sayfa 270

Halbuki diğer İnsanlarda da başka başka Değerler onların kişiliklerinin hakimidir. Herkesin tanrısı kendi benliğinin temsilcisi olunca herkesin tanrısı ayrıdır. Şu halde Kulun kalbine sığan ancak kendi tanrısıdır. Allah değildir. Allah’ın ‘Ben hiçbir yere sığmadım ancak kulumun kalbine sığdım’ anlamında ki ayeti bir tarif mahiyetinde olup yaratılışın dayanağı olan bu gerçeği açıklamak içindir.  Sayfa 271

Yani bu husus, aklın şifre çözücü mahiyetinin, her benlikte benliğin yapısına göre hizmet verebildiği hususudur. Bundan dolayıdır ki ‘aynı şeye bakan yüz kişi yüz değişik şey görür’ denmiştir. Bu nedenle Akıl, çalışırken dayandığı kurallar hakkında ne denli bilgisi olursa, o derecede sağlıklı çalışacaktır. Yani nefsin baskısından daha az etkilenecek ve daha gerçekçi olacaktır.  Sayfa 273

İnsanlar inanç farklılığından dolayı biri-birlerine inkâr, lânet ve küfür isnat ederler. Halbuki bu küfürlerinin bir dayanağı yoktur. Çünkü birinin inandığı ilah için, diğerinin inandığı ilah hakkında bir hüküm yoktur. Ancak her inanç sahibi kendi iman ettiği ilahı ve onun hakkında inandığı şeyleri müdafaa ile, ona yardım eder. İnandığı ilahı ise kendisine yardım etmez. İnandığı ilah, kendisine yardım edemediğine göre inanmadığı ilah’a ve taraftarına zaten bir şey yapamaz. Aksi de böyledir.  Sayfa 274

Gerçi Kainatta hiç bir varlık yoktur ki, Hakk’ın hüviyetinden bağımsız olarak vücut bulsun. Her bir surette, bilen-anlayan-tasdik eden Hak’dır. Başka suretlerde de, bilmeyen-anlamayan-tasdik etmeyen yine O'dur. Sayfa 275

Allah, âlemin her nefeste yok olup tazelendiğini en güzel şekilde bildirmiş ve çoğu İnsanlar hakkında, 'Onlar her an-da ki yeni yaratılıştan şüphededirler' buyurmakla onların, varlık âleminin her nefeste yenilendiğini bilmediklerini açıklamıştır.  Sayfa 275

Alem de ise Kulu sürükleyen kendi benliği olduğu için Kulun rabb'i de kendi benliğidir. Bu nedenle her Kul kendi Rabb’inin doğru yolu üzerindedir. Yani nefsinin kendisini sürüklediği yol üzerindedir. Şu halde tasarım kulun nefsinin layığı dışında olmadı.  Sayfa 284

Şu halde tam da kendi nefsiyle hareket eden bir şey yoktur. Mahlukat ancak ve ancak nefsinden başka bir tesir olan yaratma ile hareket eder. (Feno-maddi yaratılışımızı yapan tecelli ışımalarının bizi boyutların içinde sürüklediği şeylerden kaçınamadığımızı hatırlayın)   Sayfa 285

Tek varlığımız nefsimiz olduğu ve nefsimizin de şahsiyetimiz olması sebebiyle, her şey nefsimiz de başlayıp bitmektedir. Nefsimiz de Allah’ın nefsinden olmakla, Allah, mahlukları mahlukun rabbi (nefsi) vasıtası ile alnından yakalamıştır. Maddi dünyada mahluku sürükleyecek olan şey, onun nefsine hoş gelen veya ona korku veren şey olacağından, hareket eden her canlı benliğinde bulunan değerlerin hüküm ve gereğine uygun olarak hareket eder. O da, onun doğru yolu olur. Bu yol ‘sırat’ adını alır. Çünkü ‘sırat’ üzerinde yürünen ‘yol’ dur. Bu durumda sırat kulun nefsi, yol ise kulun nefsinin doğrusudur.   Sayfa 286

Hayatın akli olup duyularda yaşandığını hatırlayın. Değerlerden her biri -her isimin hakikati-  bir rabb gibi nefsinde katılım yaptığı canlıları, ifade ettiği mana kuvvetiyle başlarından yakalamıştır. Bu nedenle mahluk, nefsinin ruhunda yarattığı fırtına sebebiyle o mana kuvvetinin esiri olur. Fenomen dünya da görüntüye çıkan şey de bu fırtınadan etkilenen fiillerdir. Yani Allah yaratmayı mahluk için mahluka göre yaparken yaratılan şey kulun bu meyli ve bu meylin karşılığıdır. Çünkü mahluk nefsi itibarı ile sevk edildiği mahalle yaraşmaktadır. Bu nefis fırtınası mahlukun istek ve hevesinin aynıdır. Bu yüzden talep edilen şey ne ise yaratılan da o olur.  Sayfa 287

Allah’ın haber verdiği şey de gizlilik yoktur. Bu durumda Allah’ın hüviyeti, Kulun organının aynı olmaktan üstün bir yakınlık yoktur. Buradan anlaşılıyor ki, Fenomen varlıklar dünyası Akli bir Kavram, Allah ise, görülenin ve hissedilenin ta kendisidir. Çünkü halk sonradan olmadır ve yok olarak kaybolur. Bundan dolayı Akli’dir. Allah ise daima var olup bunları terennüm edendir.  Sayfa 288

Bu durumda Allah’ı, Allah’dan Hak gözü ile görenler O’nu bilenlerdir. Hak gözü ile görmeyip nefsinin gözü ile ahrette görmeyi bekleyenler ise cahillerdir. Çünkü hiç kimse Allah’ı karşısında göremez. Allah ancak tecelli ettiği yaratığın şahsında görülür. Bu husus ahrette de böyledir. Yaratılışın şekli, yaratılanın nitelikleri ve işleyiş kanunları değişse bile, bu değişime göre yeni yaratma yapılması gerekecektir. Başka türlü varlık ve görüş yoktur.  Sayfa 295

Kemâl sahibi Kul, bu hakikati bilmekle beraber namaz da Kâbe’ye dönmeyi gerekli sayar. Namazında Allah’ın kıblesinde olduğunu bilir, fakat Allah yalnız buradadır demez. Allah’ın varlığını yalnız bir yöne bağlamaz. Çünkü Allah her yer de ve her taraftadır. Ancak bizler, Din Büyüğü Kâbe’ye döndüğü için edebe riayet ve bu duruşa saygımızdan dolayı Kâbe’ye döneriz.  Sayfa 296

(Din’in mahiyetinin üzerinde bıkkınlık verecek kadar duruşum sizleri sıkmasın, bu hususun biraz detaylı anlatılması gerektiği kanataini taşıyorum. Çünkü hakikatler Din üzerinden anlaşılmasına karşın yine Din üzerinden inkar edilmektedir.)  Sayfa 299

Bu ayetlerden anlaşılmaktadır ki, henüz maddi yaratılışları ile varlık âlemine gelmeden önce mümin olanlar, Dünya'ya geldikleri zaman da iman ile görünürler. Allah bunu, varlık daha yaratılmadığı halde yoklukta iken varlığın hangi hali ile sabit olduğunu, varlığın nefsinin verdiği bilgi ile bilir. Bundan dolayı da 'O, doğru yolu kabul edenleri en iyi bilendir' buyrul­muştur. Ve Allah ilave ile 'Benim katımda hüküm değişmez' buyurdu Sayfa 301

Daha açık bir şekilde ifade edersek, mana âlem de maddi varlık bulunmadığından kuvvet ve zor kullanmak yoktur. Yani varlıklar feno-maddi yaratılışla ilişkilenmedikleri sürece varlıklarının farkında değildirler. Bu nedenle zor ve cebir kullanılacak kimse yoktur.  Sayfa 302

Allah, her şeye yaratılışının hakkını verdi. Yani yönetimi yönetebilecek kimseye, liderliği lider olabilecek kimseye verdi. Ta ki yönetilenin seviyesi o yönetim ile ortaya çıksın ve herkes hak ettiğine kavuşsun. Çünkü ‘nasılsanız, öyle yönetilirsiniz’ hitabında buyrulduğu gibi arzı talep doğurur.  Sayfa 305

Hiç kimse başına gelenler yüzünden buna sebep olan şeye değil, sebebi bu iş için kullanarak herkese layığını veren Allah’a dönsün.  Sayfa 306

Artık kurtulmak mümkün olmayan dağılma süreci ve sona yöneliş başlamış olur. Çünkü ferdi cehaletinin yıkması gibi, mülkü de yıkan zulüm ve haksızlıktır. Sonsuz devlet, halkı incitmeyen adaletle kazanılır. Memleket adaletle yaşar. Hiç bir Ferd haksızlıkla bir yere varamadığı gibi, hiç bir Devlet de zayıfların mülkünü zaptetmek ve onların hakkını yemekle hayatta kalamadı.  Sayfa 307

İşte ‘Velilik’ böyle geneldir. Bilginin sonu olmadığı için de Kıyamete kadar önü açıktır. Nebilik ve peygamberlik işi ise, velilik ortamında özel makam ve rütbeler sadedindedir. Benzetme yaparsak, askerlik ocağı velilik ise generallik bu ocak içinde peygamberliktir. Şu halde generaller eğitimin kurallarını koydular tüzükleri hazırladılar, görevleri tamamlandı.  Sayfa 312

Bundan maksat şudur, Nebi veya Rasulün kurallar şeklinde getirdiği ‘Din’, özel fiil ve davranışlardan yapmayı yada kaçınmayı emreder. Genel bilgiye nazaran kısıtlanmış bu işlerin yeri Dünyadır. Halbuki Dünya geçicidir. İlim ise Dinin yapmayı yada kaçınmayı emrettiği davranışların hakikatinin ne ve neden olduğudur. Bu yüzden velilik böyle değildir. Eğer geçici olsaydı hakikati ile sona ererdi.  Sayfa 313

Anlaşıldığına göre velilik, ahrette de devam eden bir mertebedir. Halbuki ahret öyle bir yerdir ki, orada din yoktur. Cennet ve cehennemde artık hiç kimseden din kurallarıyla teklif yoktur. Bu sözlerden sonra değerli okuyucu, 'Aklın' Din Kurallarına neden dayanması gerektiğini daha iyi anlamıştır.  Sayfa 313

Ruh’un özelliği, ne ile ilgilenir ne ile temas kurarsa, onu diri kılmak ve onda hayatın yayılmasına sebep olmak olduğu görülür. ‘Ruh’un ilgilenip temas kurması’ sözü ile ifade ettiğimiz şey Allah’ın eşya ile ilgilenmesi yani yaratılış iradesidir. Bu ilgi nefsimize yöneldiğinde, nefsimizin kişiliği derecesinde ki suretinin ve imkanlarının yapılandırılması olduğunu anlıyoruz.  Sayfa 315

<Aslında bildiğiniz üzere üflemeyi yapan Cebrail'in şahsında bizzatihi Allah'dır. Fakat burada ki konumuz bu değildir. Hakikatlerin nispetleşmesi üzerine konuşuyoruz. İşleyiş, anlayış için sebepler üzerine kurulmuştur. Tırnak içinde ki bu son iki cümleyi, aklıma Hırıstiyan Dünyası geldiği için söyledim.> Evet. Nasıl ki peygamber de, Allah’ın kelâmını İnsanlara nakleder. Bu da Kul tarafından, Allah adına ve O’nun emri ile söz söylemekle yapılmıştır. İşte bunun gibi ‘Meryem Hakikati’ de 'Allah'ın, Meryem'e gönderdiği kelimesi ve O'ndan bir Ruhtur.' Ayetiyle açıklanmıştır.  Sayfa 316

Cebir, fiili olduğu için 'Ölüyü diriltir' ayeti indirildi. Ruhi yönünden ise 'o balçığa üfle Allah'ın izni ile kuş olur' buyruldu. Burada Hz. İsa’nın çamurdan yaptığı suret kuş sureti olduğu için ‘kuş olur’ buyrulmuştur. İsa’nın çamurdan yaptığı suret başka bir hayvan sureti olsaydı, o olur buyrulurdu.  Sayfa 317

Yine nispetler itibarı ile işleyişe dönersek, İsa Aleyhiselam da ölüyü diriltme ve hastalara şifa verme hususunda sabit olan kudret, İnsan şekline girmiş olan Cebrail’in üflemesi yönünden olmakla, İsa, kendisi İnsan suretinde iken ölüyü diriltebilirdi.  Sayfa 318

Bu şaşkınlıkla bir çokları Hz. İsa'ya uluhiyet nispet ettiler. O, allahtır dediler. Küf­re düştüler. Çünkü küfrün manası gerçeği örtmektir. Bunlar, İsa ile Allah’ı örttüler. 'Allah'ın hüviyeti, Meryem oğlu Mesih'dir diyenler muhakkak kafir oldular' buyruldu. Bu yanılgıya düşenler,  Sayfa 319

Allah’ın kelimesidir. Kelime ise kelâm yani söz demektir. ‘Söz’ varlığın iç yapısından doğan enginlikleri karşısındakine aktarabilmek için bulunmuş bir araçtır. İnsanlar bunu konuşarak yapar. Allah ise bu konuşmasını yaratmakla yapar  Sayfa 320

Ancak hayâl âlemimiz ile maddi dünyamız sürekli bir çatışmanın içindedir. Bu çatışma hayâllerimiz ile maddi imkânlarımızın arasında ki farkı meydana getirir. Biz hayâllerimizde çok şey isteriz, ancak bize yaratma ile verilen hem istediğimizden azdır hem de farklı olur. Bundan dolayı Allah, bu âlemleri daimi savaş ve mücadele alanları olarak niteledi. Çünkü tabiatlar karşılıklıdır.  Sayfa 321

Eskilerin İlahi nefes, günümüz Bilim Dünyasının Big Bang  şeklinde açıklamaya çalıştığı ardışık tecelli ışımalarının yayılması ile Evrenin yaratılması olgusunda Allah, İnsan denilen şahsın hamurunu iki eliyle yoğurdu. Her ne kadar elin ikisi de sağ el ise de aradaki fark belirgindir.  Sayfa 322

Demek ki nefsin ilk eseri yine Allah da belirdi. Ondan sonra da iş, son varlığa dayanıncaya kadar, hep İsimlerde ki belirme sıkıntısını gidermek için inici olarak devamlı kaldı. Böylece fenomen varlıklar dünyası ‘Tabiat’ın her an misliyle yenilenmekten süreklilik kazanan hayatı meydana çıktı.   Sayfa 323

Mahiyetlerinin farklılığı itibarı ile Rahman ve Rahim isimleriyle açıklanan iki türlü rahmetten ‘Rahman’ yani karşılıksız olanı Allah 'Rahmetim her şeyi kapladı' ayetiyle kesin olarak açıkladı. Bu nedenle ilahi isimlere hakikat­lerin nispetleri dedi. Bu durumda Allah ilahi isimlere bizi yaratmakla bağış ve ihsanda bulundu. Demek ki biz, <isimlerin manaları bizimle görünür olduğundan>, Rahman İsminin belirmesi ile inen ilahi isimlere bahşedilen rabbani nispetlerin neticesiyiz.  Sayfa 328

Nasıl ki Allah, alim olması yönünden ilim sıfatının dayandığı şey, O’nun  kudret ve irade sıfatlarının dayandığı şeyden daha geniştir. Çünkü yaratmada ki keyfiyet yaratılanın hakikatinin kapsamı ve seviyesi ile sınırlıdır. Demek ki Allah aklı ve ilmi ile, yaratmadığını dahi kuşatıp bilgisinde tutmaktadır. Halbuki O, yine kendisidir. Kendi benliğinden başka değildir. O halde Allah’ı bir yönden inkar ile bir yönden ispata kalkışılmamalıdır.   Sayfa 329

Mana ise deşifre olacağı maddenin yaratılmasının sebebidir. Maddenin manaya dönüşmesi, maddenin hal ve hareketiyle manayı göstermesi olup maddi bazda bir dönüşüm yoktur. Çünkü madde ışıma enerjisi olarak görülür. Işıma enerjisinin temeli ışıma zerrecikleridir. Işıma zerreciklerinin de doğumu ve ölümü ışık hızındadır. Demek ki mana maddeye dönüşürken yapılan iş feno-maddi de olsa tecelli ışımalarının akışı maddeleşmeye yöneldiğinden maddidir. Ancak maddenin enerjisine dönüşmesi mecazidir ve sadece kavram bazında olup   Sayfa 334

Şu halde spin olmadan aknoktanın meydana gelmesi mümkün olmadığı gibi aknoktaların üst yapıları imali de mümkün değildir.  Sayfa 335

Bu bakış açısının getireceği zorunlu durgunluk ile maddenin bir an bile durmayan misliyle katlanan ve zaman kavramı ile açıkladığımız dinamizmini anlatamayız. Halbuki biz maddi varlığa baktığımızda onun en son an-da ki halini görürüz. Ancak bu en son an-da ki görünüş bize geçmişin izleriyle birlikte yansır. Sayfa 337

Şu halde maddeyi ışıma enerjisinin zaman içinde ürettiğini söylüyorsak, buna bağlı diğer söylemlerimizde de ışıma yasalarına aykırı düşmememiz gerekir. Zamanı geriye çeviremeyeceğimiz gibi zamanı onun halleri olarak kavradığımız maddeyi de tersindiremeyiz, yani geriye olmayan enerjisine çeviremeyiz.  Sayfa 338

Evrenin ısı ve ışığını koruması, yani feno-maddi hayatın devamı, ardışık ışıma akışında ki yeni ışımalar tarafından beslenmesi ile olduğu, kuantların tespih taneleri gibi dizili olarak akmakta olduklarının tesbiti ile ispatlanmıştır.  Sayfa 340

Demek ki günümüzün kayıp vermeden denge de duran atom modeli mümkün değildir, çünkü bu model zamanı durdurur, hayatı bitirir. Halbuki Evren dinamiktir. Devamlı değişikliğe uğradığından, her an'ı değişik ve yeni bir haldedir. Her yeni anda ki görüntü, bir an öncekinin bilgisi ile onun devamı olarak gelmekte ve onun üzerine sıkışmasıyla hayatı devam ettirmektedir.  Sayfa 342

Bu durumda maddenin enerjisine dönüştüğü söylemi ile ifade edilmek istenen şeyin, maddenin içinde enerji sakladığı varsayımı ile bu enerjiyi açığa çıkarmak gibi olmadığının, bilakis maddeyi ömrü boyunca hayatta tutmak için ona akması gereken ışıma enerjisinin daha kısa süre de açığa çıkması anlamında olduğunun vurgulanması gerekir.  Sayfa 343

Bir elementin tüm özelliklerinin gürülebildiği yapı ‘Atom’ adı ile ifade edilmektedir. Aslında maddi bazda atom diye başlı başına bir kütle (birim) yoktur. Atom, maddeyi gösteren protonları ve protonlarda sıkışan yani protonu beslemek üzere akmakta olan ışıma zerreciği elektronları ve protondan sonra ki dağılışı bir arada gösteren en küçük sistemdir.  Sayfa 344

Bilim Dünyası burada bir sıçrama yaparak, kendini elektron proton nötrondan oluşan atomun içinde buluveriyor. Protona artı yük diyor, elektrona da eksi yük yükleyip, proton-elektron sayısını eşitliyor, nötronlara da yüksüz dedikten sonra atomu kendi içinde kararlı hale getiriyor. Halbuki siz atomu parçalamak suretiyle maddeyi meydana getiren alt yapıtaşlarına uzanma çalışmanız sırasında, en küçük yapı taşı olarak ışıma zerresi kuantlara veya elektronlara ulaşacaksınız, bunların bağımsız bir şekilde ve ardışık olarak tespih taneleri gibi aktığını söyleyeceksiniz, bir deneyin elektronunu ikinci bir deney için bulamayacak ve ikinci deneyin elektronu her zaman yani bir elektron olacak sonra da siz atomu kendi içinde kayıpsız ve kararlı hale getireceksiniz. Bağımsız ışık için bu mümkünmü dür?  Sayfa 345

Belli bir ölçekte ki fiziksel olayları meydana getiren parçacıkların sayısı rakamlara sığmaz büyüklükte olduğu gibi, ‘normalleştirilemez’ ifadesi ile açıklanmaya çalışılan aynı malzemeyi de bir daha asla bulamayız. Bu nedenle bu belirsizliği yenemez ve gördüğümüz şeyi de yaratılışın tekniğinden dolayı devamlı elimizin altında bulunduramayız.  Sayfa 346

Tahtın taşınması keyfiyeti, madde ve mana âlemlerin arasında ki ilişkiyi (yaratılış) bilenlerden başkasının anlayamayacağı bir yolla oldu. Bu da Allah’ın ‘Belki onlar, yalnız yaratılıştan şüphededirler’ anlamında ki ayette işaret buyurduğu hikmettir ki, yaratılışın tarafımızdan izlenebilmesi imkan haricidir.  Sayfa 347

Bu husus Hz. Peygamberin “Mirac” olayında da karşımıza çıkar. Muhatap olan kişi olaylar arasında ki ilişkiyi kaybetmedikten ve bağlantıları kurabildikten sonra hız limitinin bir önemi olmadığını buradan anlıyoruz. Bir an içinde bir milyon ışık yılı mesafeleri kat edebilirsiniz. Tabi ki bu taşınma maddi varlığınızla yapılmış bir taşınma olmayacaktır. Bu, şuurunuzu kaybetmeden bulunmanız gereken yerlerde yeniden yaratılmanız bağlamında olacaktır.  Sayfa 348

Spin başlığını bitirmeden Hz. Mevlana’ya bu hususta ki hakkını teslim mahiyetinde şu vurguyu yapmadan geçemem. Semazenlerin dönmeleri herkesin bildiği gibi Dünyanın ve Evrenin kendi ekseni etrafında döndüğünü ifade etmek kadar basit değildir. Bunda bir hikmet de yoktur. Yaratılışın spin tekniği kullanılarak yapılan ışıma ile mümkün olduğunu ilk ve çok da güzel bir şekilde kalıcı bir üslup sema ile söyleyen Mevlana dır. Günümüzün elektron cihazları ile ancak gözlemlenebilen çok önemli bir tekniği, bundan yüzyıllarca önce çıplak gözle gören ve bunu kalıcı bir şekilde ifade eden insan ne yüksek bir insandır. Allah’ın O’na ikramı yüksek olsun inşallah.  Sayfa 349

Nasıl ki biz de yenilendiğimiz her an içinde, mazide ki benliğimizin aynıyız. Bu aynılık, yaratılışın sürekliliğinden dolayı taşıdığımız bilinçten olup hakikatte şimdimiz, maddemiz yönünden bir an öncemizin aynı değildir. Eğer öyle olsaydı çocuk büyümez genç yaşlanmazdı.   Sayfa 351

O’ndan ayrılmamız imkansız, dolaylı olarak O’nunlayız. O, açıkça bizimledir. Zira O 'Nerede olursanız olunuz O sizinledir' buyurdu. Hak, bizi alınlarımızdan (nefsimiz) yakalamış olduğu için biz Hak ile beraberiz. Hak da, Sırat-ı Müstakim üzerinde bizimle beraber yürüdüğü için kendi nefsiyledir. Çünkü bizim nefsimiz O’nun nefsinden ayrı değildir. Böyle olunca O â lemdir.   Sayfa 352

Bireylerin meydana getirdiği topluluklarda konumuzu ilgilendiren taraf, bir arada yaşayıp aynı kurallara tabi olmalarına karşın, bireylerin fert oluşlarında ki farklılıklarıdır. Bireylerde ki bu farklılıklar olmasaydı herkesin uyacağı kural koymaya gerek kalmazdı. Ancak bu da bilgiyi ortadan kaldırırdı. Bu nedenle toplum olabilmenin en önemli şartı çeşitliliğin hakim olmasıdır.  Sayfa 355

İlahi haberlerin muhatabı, toplumlar ve toplumun elemanı olan bireydir. Yalnızca birey değildir. İşleyişte birey hal ve hareketleri yönünden ilkin toplum içinde hesaba çekilir. Varlığının ve davranışlarının karşılığını da ilk olarak bireyi olduğu toplumun içinde görür. Bu nedenle nimetler ve musibetler toplumlara toplum bazında iner ve fertler hak ettiklerini buradan hisselerine düşmesi sebebi ile alır.  Sayfa 356

Şu halde risaletin kendisiyle son bulmuş olması dolayısı ile Hz. Muhammed’in açtığı yol kıyamete kadar yürürlüğünü koruyacaktır. Bu aynı zamanda şu demektir. Hz. Muhammed’in getirdikleriyle amel etme keyfiyeti yeryüzünde devam ettiği sürece, bu bir tek kişi ile dahi olsa, kıyamet kopmayacaktır.  Sayfa 359

bağlı olarak kendi elde edebildikleri ile olunca, anlaşılıyor ki eksiklik ahkâmın kendisinde değil, bunu idrakte eksik kalan insanlardadır. Çünkü Ahkâm hem cahil hem de bilgin kimseye hitap etmektedir. Bu ise hakikatlerin, cahilin anlayışında ki kısıtlılıkla kısıtlı kalamayacağını ispat eder.  Sayfa 359

İki halife meselesinde olduğu üzere, yine aynı şekilde iki ilahın varlığını tahayyül etmek, Allah’ın hükmündendir. Fakat ayette 'Eğer yerde ve gökte, Allah’dan başka ilahlar olsaydı, bunlar her ne kadar birlikte hareket etseler bile, yerler ve gökler karışıklığa uğrardı' buyrulmuştur. Yeryüzünde iki ayrı halife olamayacağı esası da buradan kaynaklanır.  Sayfa 360